CMK m. 216/3'te düzenlenen 'son söz hakkı'nın niteliği ve sanığın yokluğunda müdafii tarafından kullanılıp kullanılamayacağı konusunda doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında ortaya çıkan farklı görüşleri, bu görüşlerin dayandığı temel argümanları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun içtihat değişikliğini (2009 ve 2013 tarihli kararlar) açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #149820

CMK m. 216/3, 'Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir' hükmünü amirdir. Bu hakkın niteliği ve sanığın yokluğunda müdafii tarafından kullanılıp kullanılamayacağı tartışmalıdır. Birinci Görüş (Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Hak): Bu görüşe göre, son söz hakkı tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanığın bizzat kendisi tarafından kullanılmalıdır. Müdafiin, sanığın yerine bu hakkı kullanması mümkün değildir. Kanun koyucunun 'hazır bulunan sanığa verilir' ifadesini bilinçli bir tercih olarak kullandığı, şahsi savunmayı ön plana çıkarmayı ve duruşmanın sanığın sözleriyle bitmesini amaçladığı savunulur. Bu görüşe göre, sanığın duruşmada hazır bulunmadığı durumda son söz hakkının hazır olan müdafiine verilmemesi kanuna aykırı değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.01.2013 tarihli (2012/3-1469 E., 2013/19 K.) kararı bu görüşü yansıtmaktadır. Bu kararda, sanığın hazır olmaması nedeniyle sadece sanığa tanınmış olan son söz hakkından söz edilemeyeceği belirtilmiştir. İkinci Görüş (Savunma Hakkının Uzantısı): Bu görüşe göre, son söz hakkı, Anayasa m.36 ve AİHS m.6'da güvence altına alınan adil yargılanma ve savunma hakkının en önemli parçalarından biridir. Sanığın yokluğunda müdafiine bu hakkın tanınacağına dair açık kural olmasa da, CMK m. 226/4'teki 'Müdafi sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır' hükmü kıyasen uygulanmalıdır. Bu yolla, sanığın yokluğunda savunma hakkı korunmuş olur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.02.2009 tarihli (2008/1-172 E., 2009/26 K.) kararı, sanığın hazır bulunmadığı oturumda müdafiine son sözün verilmemesini savunma hakkının kısıtlanması olarak nitelendirerek bu görüşü desteklemiştir. Sonuç olarak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2013 tarihli kararıyla 2009'daki içtihadından dönerek daha dar ve lafzi bir yorumu benimsemiştir. Bu durum, 'hukuki belirlilik' ilkesi açısından eleştirilebilir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/son-soz-hakki)