Bir ceza davasının tek delilinin, sanığın sorgulama imkanı bulamadığı bir tanığın soruşturma aşamasındaki beyanından ibaret olduğu durumda, bu beyana dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, CMK m. 210/1 ve İHAS m. 6/3-d (tanık sorgulama hakkı) açısından neden adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturur? Bu durumun, 'suçsuzluk/masumiyet karinesi' ile olan ilişkisini açıklayınız.
Bir ceza davasında, mahkumiyetin tek veya belirleyici delilinin, sanığın duruşmada yüzleşme ve sorgulama imkanı bulamadığı bir tanığın soruşturma aşamasındaki beyanına dayandırılması, birçok temel muhakeme ilkesini ihlal ettiği için adil yargılanma hakkının (Anayasa m. 36, İHAS m. 6) özünü zedeler. Bu durumun ihlal oluşturmasının temel nedenleri şunlardır: 1) Tanık Sorgulama Hakkının İhlali (İHAS m. 6/3-d): Sanığın, aleyhindeki tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı, savunma hakkının en temel güvencelerinden biridir. Bu hak, tanığın beyanlarının güvenilirliğini, tutarlılığını ve doğruluğunu test etme, olası yalan beyanları veya hatalı gözlemleri ortaya çıkarma imkanı verir. Tanık duruşmada dinlenmediğinde, savunma makamı bu en etkili aracından mahrum bırakılmış olur. 2) Delillerin Doğrudan Doğruyalığı ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlali: CMK m. 210/1, bu ilkelerin somut bir yansımasıdır. 'Delillerin doğrudan doğruyalığı', hakimin delille arada bir vasıta olmadan (soruşturma tutanağı gibi) doğrudan temas kurmasını; 'çelişmeli yargılama' ise tarafların delilleri tartışarak yargılamaya aktif katılımını ifade eder. Soruşturma aşamasında alınan bir ifade, bu ilkelerin süzgecinden geçmemiştir. Bu ifadeyi okumak, tanığı dinlemenin ve sorgulamanın yerine geçemez. 3) Suçsuzluk/Masumiyet Karinesi ile İlişkisi: Suçsuzluk karinesi (Anayasa m. 38, İHAS m. 6/2), bir kişinin suçluluğunun, hukuka uygun olarak elde edilmiş, kesin ve şüpheye yer bırakmayan delillerle ispat edilene kadar masum sayılmasını gerektirir. İspat yükü iddia makamındadır. Mahkumiyetin, güvenilirliği savunma tarafından test edilememiş, çelişmeli bir ortamda tartışılmamış ve hakimin doğrudan gözlemine dayanmayan tek bir beyana dayandırılması, bu ispat standardının karşılanmadığı anlamına gelir. Bu durum, 'şüphe'nin varlığını koruduğunu gösterir. Suçsuzluk karinesi gereği, bu şüphe sanık lehine yorumlanmalı ve beraat kararı verilmelidir. Sorgulanamamış tek bir tanık beyanına dayalı mahkumiyet, adeta 'ispat yükünün ters çevrilmesi' ve sanığın masumiyetini ispatlamasının beklenmesi gibi bir sonuç doğurur ki, bu da suçsuzluk karinesinin açık bir ihlalidir.