Bir ceza davasında, suça konu eylemin ispatı, büyük ölçüde tek bir tanığın beyanına dayanmaktadır ve sanık bu tanığın ifadesini sorgulama imkanı bulamamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 2013/560 Nolu Az. M. Kararında, bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar verilmesinin temel gerekçesi nedir? Mahkumiyetin 'ağırlıklı olarak' bir tanığın ifadesine dayanması ne anlama gelir ve bu durumda savunma hakkının telafi edilmesi için hangi usulî güvenceler aranır?
Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2015 tarihli ve 2013/560 Nolu Az. M. Kararında, sanığın sorgulama imkanı bulamadığı bir tanığın beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı verilmesinin adil yargılanma hakkını (Anayasa m. 36) ihlal ettiğine karar verilmesinin temel gerekçesi, savunma haklarının yeterince güvence altına alınmaması ve mahkumiyetin belirleyici ölçüde bu test edilmemiş delile dayandırılmasıdır. Mahkumiyetin 'ağırlıklı olarak' (veya belirleyici ölçüde) bir tanığın ifadesine dayanması, o tanığın beyanı dosyadan çıkarıldığında, geriye kalan delillerin sanığın mahkumiyetine karar vermek için yeterli olmayacağı anlamına gelir. Yani, o tanık beyanı, mahkumiyetin adeta 'olmazsa olmaz' delilidir. Bu durumda, savunma hakkının telafi edilmesi ve adil bir yargılamadan söz edilebilmesi için, AYM ve AİHM içtihatlarında üç aşamalı bir test (Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık testi) benimsenmiştir. Bu testin unsurları şunlardır: 1) Tanığın Duruşmada Bulunmamasının Haklı Bir Nedeninin Olması: İlk olarak, tanığın neden duruşmada dinlenemediğinin geçerli bir sebebi olmalıdır. (Örneğin, tanığın ölümü, ciddi hastalığı, ulaşılamaması veya tanığın korkması gibi). 2) Mahkumiyetin Belirleyici Dayanağı Olup Olmadığı: İkinci olarak, sanığın sorgulayamadığı bu tanığın beyanının, mahkumiyet kararının 'tek veya belirleyici' dayanağı olup olmadığı tespit edilir. Eğer başka güçlü ve destekleyici deliller varsa, ihlal oluşmayabilir. 3) Telafi Edici Güvencelerin Varlığı: En önemli aşama budur. Eğer tanık beyanı mahkumiyetin tek veya belirleyici dayanağı ise, savunma makamının tanığı sorgulayamamasından kaynaklanan dezavantajı dengeleyecek, 'güçlü telafi edici usulî güvenceler'in sağlanmış olması gerekir. Bu güvenceler şunlar olabilir: - Sanığa, soruşturma aşamasında tanığa soru sorma imkanı tanınmış olması. - Duruşmada, tanığın beyanının güvenilirliğini ve doğruluğunu sorgulayan diğer delillerin (örneğin, tanığın beyanını çürüten başka tanıklar, belgeler, video kayıtları) sunulmasına ve tartışılmasına imkan verilmesi. - Hakimin, kararının gerekçesinde, sorgulanamayan tanık beyanına neden itibar ettiğini, bu beyanın güvenilirliğini nasıl test ettiğini ve diğer delillerle olan ilişkisini çok dikkatli ve ikna edici bir şekilde açıklaması. Anılan Az. M. kararında ve benzer kararlarda, bu telafi edici güvenceler sağlanmadan, sadece sorgulanamamış bir tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, adil yargılanma hakkının ve bu hakkın bir parçası olan 'tanık sorgulama hakkı'nın (İHAS m. 6/3-d) ihlali olarak kabul edilmektedir.