6706 sayılı Kanun ve Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi (SİDAS) uyarınca, hakkında kırmızı bülten çıkarılan bir kişinin iade amacıyla 'geçici tutuklanması' için 'kuvvetli suç şüphesi' aranırken, bu şüphenin somut delillere dayanması gerekir mi, yoksa kırmızı bültenin varlığı tek başına yeterli midir? Metinde, uygulamada bu konuda 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yeterince korunmadığı' yönündeki eleştirinin hukuki dayanağı nedir?
Hukuken, 6706 sayılı Kanun m. 14/1 uyarınca bir kişinin iade amacıyla 'geçici tutuklanması' için 'kuvvetli suç şüphesi' aranır. Bu 'kuvvetli şüphe' kavramı, CMK'daki tutuklama nedenlerinde aranan şüpheyle aynı nitelikte olup, sadece bir iddiaya değil, kişinin suçu işlediğine dair somut olgulara ve delillere dayanmalıdır. Kırmızı bültenin varlığı, bu şüpheyi gösteren önemli bir emare olmakla birlikte, tek başına ve otomatik olarak 'kuvvetli suç şüphesi'nin varlığı için yeterli kabul edilmemelidir. Sulh Ceza Hakiminin, kırmızı bültendeki bilgilere ek olarak, iade talebine konu suçun niteliği, isnat edilen fiillerin özetlendiği belgeler gibi hususları da değerlendirerek, şüphenin somut delillerle desteklenip desteklenmediğini araştırması gerekir. Metinde, uygulamada 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yeterince korunmadığı' yönündeki eleştirinin hukuki dayanağı, tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Eleştiriye göre, uygulamada sulh ceza hakimleri, iadesi istenen kişi yönünden somut delillere dayalı bir 'kuvvetli suç şüphesi' araştırması yapmak yerine, INTERPOL tarafından çıkarılmış bir kırmızı bültenin varlığını yeterli görerek, geçici tutuklama kararını neredeyse 'otomatik' olarak vermektedir. Bu durum, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı (Anayasa m. 19, İHAS m. 5) açısından şu sakıncaları doğurur: 1) Bireyselleştirilmiş İnceleme Eksikliği: Her kırmızı bültenin dayandığı suçlamanın ve delil durumunun aynı olmadığı açıktır. Bazı kırmızı bültenler siyasi, muhalif veya ayrımcı nedenlerle, yeterli delil olmadan çıkarılmış olabilir. Hakimin, her vakayı kendi özel koşulları içinde, kişinin lehine ve aleyhine olan delilleri tartarak bireyselleştirilmiş bir inceleme yapması gerekirken, otomatik karar verme eğilimi bu incelemeyi ortadan kaldırır. 2) Kişi Hürriyetinin Tali Niteliğinin Göz Ardı Edilmesi: Tutuklama, en son başvurulması gereken (ultima ratio) bir koruma tedbiridir. Geçici tutuklamada da bu ilke geçerlidir. Kuvvetli şüphe, somut delillerle desteklenmiyorsa veya adli kontrol gibi daha hafif bir tedbir yeterli olacaksa, tutuklama kararı verilmemelidir. Kırmızı bültenin varlığını mutlak bir tutuklama nedeni saymak, bu ilkeyi ihlal eder. 3) Etkili Yargısal Denetim Eksikliği: Kişi hürriyetine yapılan bu ağır müdahalenin, anlamlı ve etkili bir yargısal denetimden geçirilmesi gerekir. Denetimin sadece şekli olarak kırmızı bültenin varlığını kontrol etmekle sınırlı kalması, etkili bir denetim değildir. Sonuç olarak, metindeki eleştiri, kırmızı bültenin bir 'delil' değil, bir 'istihbari bilgi ve talep' olduğunu, bu nedenle geçici tutuklama gibi ağır bir tedbirin sadece bu bilgiye dayanılarak, somut delillere dayalı bir 'kuvvetli suç şüphesi' değerlendirmesi yapılmadan verilmesinin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını zedelediği düşüncesine dayanmaktadır.