Bir boşanma davasında, davacı eşin, davalı eşin evlilik öncesi, evlilik sırası ve ayrılık sürecindeki yerleşim yerinin Ankara olduğunu iddia ederek Ankara'da dava açması, buna karşılık davalının yetki itirazında bulunarak tarafların nüfusa kayıtlı oldukları yerin yetkili olduğunu savunması durumunda, mahkemenin yetkiyi belirlerken hangi kritere öncelik vermesi gerekir? Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2007/15263 sayılı kararı, TMK m. 19'daki 'yerleşim yeri' kavramının tespitinde 'nüfus kaydı' ile 'fiili oturma durumu' arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirmiştir?
Bir boşanma davasında yetkili mahkemeyi belirlerken, mahkemenin öncelik vermesi gereken kriter, tarafların nüfusa kayıtlı oldukları yer değil, TMK m. 19'da tanımlanan ve kişinin hayat ilişkilerinin merkezi olan 'fiili yerleşim yeri'dir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E: 2007/1737, K: 2007/15263 sayılı kararı, bu ilkeyi net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu karara göre, TMK m. 19'daki 'yerleşim yeri' kavramının tespitinde 'nüfus kaydı' ile 'fiili oturma durumu' arasındaki ilişki şu şekilde değerlendirilmelidir: 1) Nüfus Kaydı Bir Karinedir, Ancak Kesin Değildir: Bir kişinin nüfusa kayıtlı olduğu yer, o kişinin yerleşim yeri olduğuna dair bir karine (varsayım) oluşturur. Ancak bu karine, çürütülebilir (adi) bir karinedir. Eğer bir kişi, hayatının merkezini fiilen başka bir yere taşımışsa ve orada 'sürekli kalma niyetiyle' oturuyorsa, nüfus kaydını taşımasa bile yeni yerleşim yeri orası kabul edilir. 2) Asıl Olan Fiili Durumdur: TMK m. 19'daki tanım, 'bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer' şeklindedir. Bu tanım, şekli bir kayda değil, maddi ve fiili bir duruma işaret eder. Kişinin çalıştığı, sosyal çevresinin bulunduğu, hayatını idame ettirdiği yer, onun fiili yerleşim yeridir. 3) Yargıtay Kararının Değerlendirmesi: Anılan kararda, mahkeme, tarafların nüfusa kayıtlı oldukları yerin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiştir. Yargıtay ise bu kararı bozmuştur. Çünkü dosya kapsamından, davacı kadının evlilik öncesinden başlayarak ayrılık süresince 'sürekli yerleşim yerinin Ankara olduğu' anlaşılmaktadır. Bu fiili durum (hayat merkezinin Ankara olması), nüfus kaydındaki şekli bilgiden daha üstün tutulmuştur. Davacı, TMK m. 168 uyarınca kendi yerleşim yeri olan Ankara'da dava açma hakkına sahiptir. Sonuç olarak, boşanma davalarında yetki belirlenirken, MERNİS'teki nüfus kayıtları bir başlangıç noktası olsa da, asıl belirleyici olan, tarafların hayat ilişkilerini topladıkları, sürekli kalma niyetinde oldukları fiili yerleşim yeridir. Mahkeme, bu fiili durumu araştırmakla yükümlüdür ve sadece nüfus kaydına dayanarak yetki kararı veremez.