Bir işçi, işverenine karşı açtığı mobbing davasında, iddiasını desteklemek için iş yerindeki diğer çalışanları tanık olarak göstermiştir. Bu tanıklar, mobbing eylemlerine doğrudan şahit olmamakla birlikte, mağdurun yaşadığı stresi, dışlanmayı ve ruhsal değişimleri gözlemlemişlerse, bu tanıkların beyanları 'olgu tanıklığı' olarak delil değeri taşır mı? Mobbingin ispatında, doğrudan delil (eylemi görme/duyma) ile dolaylı delilin (sonuçlarını gözlemleme) bir arada değerlendirilmesinin önemini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #149231

Evet, bu tanıkların beyanları 'olgu tanıklığı' olarak son derece önemli bir delil değeri taşır. Mobbing, doğası gereği genellikle gizli, imalı ve dolaylı yollarla yürütülen bir süreç olduğu için, eylemlerin kendisine doğrudan şahit olan bir tanık bulmak her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, mobbingin ispatında sadece doğrudan deliller değil, mobbingin varlığına işaret eden dolaylı deliller ve olgular da bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilir. 'Olgu tanıklığı', mobbing eyleminin kendisine değil, bu eylemin mağdur ve iş yeri ortamı üzerinde yarattığı 'sonuçlara' ve 'olgulara' tanıklık etmektir. Bu tanıkların beyanları, mağdurun soyut iddialarını somutlaştırmaya yarar. Örneğin; - Önceden neşeli ve başarılı olan mağdurun, mobbing sürecinin başlamasıyla birlikte içine kapandığını, sürekli stresli ve ağlamaklı olduğunu, - Mağdurun diğer çalışanlar tarafından dışlandığını, toplantılara çağrılmadığını, ortak sosyal alanlarda yalnız bırakıldığını, - Amirinin mağdura karşı sürekli eleştirel, aşağılayıcı veya yok sayan bir tavır içinde olduğunu gözlemlemiş olmaları, mobbingin varlığına dair güçlü karineler oluşturur. Doğrudan delil ile dolaylı delilin bir arada değerlendirilmesinin önemi şudur: Doğrudan delil (örneğin, hakarete şahit olan bir tanık veya aşağılayıcı bir e-posta) mobbing eyleminin kendisini kanıtlarken; dolaylı deliller (olgu tanıklığı, sağlık raporları, performans düşüşü vb.) bu eylemlerin 'sistematik' olduğunu, 'yıldırma amacı' taşıdığını ve mağdurun 'kişiliğine, sağlığına zarar verdiğini' ispatlamaya yarar. Mahkeme, bu delilleri bir yapbozun parçaları gibi bir araya getirir. Tek başına bir olgu tanığının beyanı zayıf kalabilir, ancak bu beyan, bir sağlık raporu, birkaç şüpheli e-posta ve mağdurun tutarlı anlatımıyla birleştiğinde, mobbingin varlığına dair güçlü bir kanaat oluşturur. Bu nedenle, mobbing davalarında mahkemelerden beklenen, delilleri dar bir kalıpta değil, hayatın olağan akışını ve mobbingin psikolojik doğasını göz önünde bulundurarak geniş ve bütüncül bir perspektifle değerlendirmeleridir.