Bir ceza davasında, sanık ve müdafiinin temyiz etmediği bir hüküm, diğer sanıkların temyizi üzerine 'lehe bozulduğunda', temyiz etmeyen sanık bu bozmadan CMK m. 306 uyarınca yararlanır (sirayet). Ceza Genel Kurulu'nun 2020/272 K. sayılı kararına göre, bu sirayet sonrası sanık hakkında yeniden kurulan ve 'temyiz edilemez nitelikteki' ikinci mahkumiyet hükmünü, davanın katılanı temyiz edebilir mi? Bu durumun 'hukuki kesinlik ilkesi' ve tarafların hakları arasındaki denge açısından sonuçlarını tartışınız.
Hayır, katılan temyiz edemez. Ceza Genel Kurulu'nun E: 2020/39, K: 2020/272 sayılı kararı, sirayet kurumunun sonuçları ve hukuki kesinlik ilkesi açısından önemli bir içtihattır. Karara göre, lehe bozmadan sirayet yoluyla yararlanan ve ilk hükmü temyiz etmeyerek hakkındaki kararın kesinleşmesine neden olan bir sanık hakkında, bozma sonrası yeniden kurulan ikinci hükmü, katılan taraf da temyiz edemez. Bu sonucun temel gerekçeleri ve hukuki denge açısından sonuçları şunlardır: 1) Sirayetin Niteliği ve Kesinliğin Korunması: Sirayet, temyiz etmeyen sanık hakkındaki kesinleşmiş hükmü ortadan kaldırmaz; sadece sanığın, bozma kararının 'lehe olan sonucundan' yararlanmasını sağlar. Sanığın kendisinin dahi bu ikinci hükmü temyiz etme hakkı yoktur, çünkü kanun yolu hakkını süresinde kullanmayarak bundan vazgeçmiştir. Sirayet, ona lütuf kabilinden tanınmış istisnai bir haktır. Sanığın kendisinin bile temyiz edemediği bir hükmü, karşı taraf olan katılanın temyiz edebileceğini kabul etmek, usul hukukunun temel mantığına ve 'hukuki kesinlik' ilkesine aykırı olurdu. 2) Tarafların Hakları Arasındaki Denge: Katılanın, ilk hükme karşı süresi içinde temyiz yoluna başvurma hakkı vardır. Anılan CGK kararında, katılanın ilk hükme yönelik temyiz istemi de süre yönünden reddedilmiştir. Yani katılan da, tıpkı sanık gibi, kendi ihmaliyle kanun yolu hakkını kaybetmiştir. Bir tarafın (sanığın), kanunun kendisine tanıdığı istisnai bir mekanizma (sirayet) ile lehe bir sonuç elde etmesi, diğer tarafın (katılanın) daha önce kaybettiği bir hakkı (temyiz hakkı) yeniden canlandırmaz. Aksi bir kabul, usul hukukunda öngörülebilirliği ve istikrarı ortadan kaldırır, yargılamaların sonu gelmez bir sürece girmesine neden olur. 3) Hükmün Niteliği: Sirayet sonrası kurulan hüküm, sirayetten yararlanan sanık açısından 'temyiz edilemez' (kesin) nitelikte bir hükümdür. Bir hükmün temyiz edilebilirliği, kanunda açıkça düzenlenir. Temyiz edilemez nitelikteki bir hükme karşı, taraflardan herhangi birinin (ne sanığın ne de katılanın) kanun yoluna başvurması mümkün değildir. Sonuç olarak CGK, hem sanık hem de katılan kendi usulî yükümlülüklerini süresinde yerine getirmediği için, sirayetten kaynaklanan yeni durumun, katılan lehine yeni bir temyiz hakkı doğurmayacağına, hukuki kesinlik ve istikrarın korunması gerektiğine karar vermiştir.