Bir velayet davasında, mahkemenin, tarafların dilekçelerinde tanık deliline dayanmalarına rağmen, 'tanıklarla hangi vakıanın ispat edileceğinin açıklanmadığı ve somutlaştırma yüküne aykırı davranıldığı' gerekçesiyle tanıkları dinlemeden karar vermesi, hangi temel usul ilkesine aykırıdır? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1575 E. sayılı kararında, bu durumun neden 'hukuki dinlenilme hakkı'nın ihlali olarak kabul edildiğini ve velayet davalarının hangi özel niteliğinin bu sonucu doğurduğunu açıklayınız.
Bir velayet davasında, mahkemenin, tarafların dayandığı tanıkları 'somutlaştırma yükü' (HMK m. 194) yerine getirilmediği gerekçesiyle dinlemeden karar vermesi, öncelikle HMK m. 27'de güvence altına alınan 'hukuki dinlenilme hakkı'nın ve bu hakkın bir unsuru olan 'açıklama ve ispat hakkı'nın ağır bir ihlalidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E: 2017/1575, K: 2018/672 sayılı kararı, bu ihlali velayet davalarının özel niteliğini de dikkate alarak net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu durumun hukuki dinlenilme hakkının ihlali sayılmasının ve mahkemenin gerekçesinin hatalı bulunmasının nedenleri şunlardır: 1) İspat Hakkının Engellenmesi: Hukuki dinlenilme hakkı, tarafların iddia ve savunmalarını ileri sürme ve bunları delillerle ispat etme imkanını içerir. Tanık, önemli bir ispat aracıdır. Mahkemenin, usulî bir eksikliğe (somutlaştırma yükü) dayanarak bu hakkın kullanılmasını tamamen engellemesi, hakkın özüne dokunan bir müdahaledir. Mahkeme, somutlaştırmanın yetersiz olduğunu düşünüyorsa, bunu bir ara kararla taraflara bildirip eksikliği gidermeleri için süre verebilir (HMK m. 31, hakimin davayı aydınlatma ödevi), ancak tanık dinleme talebini tümden reddedemez. 2) Velayet Davalarının Kamu Düzenine İlişkin Olması ve Re'sen Araştırma İlkesi: HGK kararında da vurgulandığı gibi, velayet davaları, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri, 'kamu düzeni'ne ilişkin davalardır. Bu tür davalarda, 'taraflarca hazırlama ilkesi' değil, 're'sen araştırma ilkesi' geçerlidir. Bu ilke gereği hakim, tarafların bildirdiği delillerle bağlı olmayıp, çocuğun üstün yararını tespit etmek için gerekli gördüğü tüm delilleri kendiliğinden toplayabilir ve araştırmayı yapabilir. Dolayısıyla, böyle bir davada mahkemenin, tarafların sunduğu bir delili (tanık), katı bir usul kuralına (somutlaştırma yükü) dayanarak dinlememesi, re'sen araştırma ilkesinin ruhuna aykırıdır. Mahkemenin, uzman raporuyla yetinmesi de bu ilkeyi karşılamaz; çünkü tanık beyanları, uzman raporunda yer almayan veya farklı bir perspektif sunan olguları aydınlatabilir. Sonuç olarak, mahkemenin, özellikle re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu bir velayet davasında, tanık dinleme talebini somutlaştırma eksikliği gibi giderilebilir bir usulî nedene dayanarak reddetmesi, hem davacının ispat hakkını engelleyerek hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder hem de çocuğun üstün yararını tespit etme göreviyle bağdaşmayan bir 'eksik inceleme' niteliğindedir.