Bir dernek, üyeleri adına HMK m. 113 kapsamında bir topluluk davası açtığında, davalı taraf olan büyük bir kamu kurumu (örneğin EPDK), bu davada savunma yaparken hangi temel argümanları ileri sürebilir? Danıştay 6. Dairesi'nin E: 2014/7272 sayılı kararında, davalı idarenin savunma dilekçesinde ileri sürdüğü hususlar nelerdir ve Danıştay bu savunmaları neden yetersiz bulmuştur?
Bir topluluk davasında, davalı konumundaki büyük bir kamu kurumu (idare), davayı hem usulden hem de esastan düşürmeye yönelik çeşitli argümanlar ileri sürebilir. Danıştay 6. Dairesi'nin E: 2014/7272 sayılı Soma/Yırca kararında, davalı idarelerin (EPDK vb.) temel savunma argümanları şunlar olmuştur: 1) Dava Ehliyeti Yokluğu (Usulî Savunma): İdareler genellikle, davacı derneğin veya kişilerin bu davayı açmakta güncel, kişisel ve meşru bir menfaatlerinin bulunmadığını, dolayısıyla dava açma ehliyetlerinin olmadığını iddia ederler. Bu, davanın esasına girilmeden usulden reddedilmesini amaçlayan bir savunmadır. 2) Süre Aşımı (Usulî Savunma): İdari davalarda dava açma süresi (genellikle 60 gün) kamu düzenindendir. İdareler, davanın yasal süresi içinde açılmadığını ileri sürerek davanın süre aşımı nedeniyle reddini talep edebilirler. 3) Esasa İlişkin Savunmalar (Kamu Yararı ve Hukuka Uygunluk): İdareler, dava konusu işlemin (örneğin acele kamulaştırma) hukuka uygun olduğunu, ülkenin enerji ihtiyacı gibi üstün bir 'kamu yararı'na dayandığını, gerekli izin ve prosedürlerin tamamlandığını veya tamamlanacağını savunurlar. Somut kararda EPDK, santral için imar planı çalışmalarına başlandığını, kamu yararı kararı alındığını ve ilgili kurumlara başvurulduğunu belirterek işlemin hukuka uygun olduğunu savunmuştur. Danıştay, bu savunmaları şu nedenlerle yetersiz bulmuştur: a) Dava Ehliyeti Yönünden: Danıştay, olayın sadece bireysel mülkiyet sorunu olmadığını, 'zeytinlik alanın oluşturduğu bütünlük' ve 'tarımsal ve çevresel değerlere olumsuz etki' gibi kolektif menfaatleri ilgilendirdiğini belirterek, derneğin ve köylülerin dava açma ehliyetinin bulunduğuna karar vermiştir. b) Süre Aşımı Yönünden: Danıştay, acele el koyma kararlarının verilmesi ve uygulanmaya başlanmasıyla dava açma süresinin işlediğini ve davanın süresinde açıldığını kabul ederek bu itirazı da reddetmiştir. c) Esas Yönünden (En Önemli Gerekçe): Danıştay, idarenin 'kamu yararı' savunmasını, daha temel bir hukuka aykırılıkla çürütmüştür. Dava konusu alanın, 3573 sayılı özel kanunla korunan bir 'zeytinlik saha' olduğunu, bu tür alanlarda termik santral kurulmasının kanunen yasak olduğunu ve bu yasağı delen yönetmelik hükmünün de zaten daha önce Danıştay tarafından yürütmesinin durdurulduğunu tespit etmiştir. Dolayısıyla, kanunen yapılması mümkün olmayan bir proje için 'kamu yararı kararı' alınmasının ve 'acele kamulaştırma' yoluna gidilmesinin hukuken olanaklı olmadığına karar vermiştir. Yani, işlemin dayandığı temel varsayım hukuka aykırı olduğu için, sonraki tüm işlemler de (kamu yararı kararı, kamulaştırma) hukuka aykırı hale gelmiştir. Bu nedenle idarenin savunmaları yetersiz bulunmuş ve işlemin yürütmesi durdurulmuştur.