Boşanma davasında, davalı-davacı kadının, erkek eş tarafından sunulan ve sadakatsizliğe delil olarak gösterilen telefon mesajı ve internet arama geçmişi ekran görüntülerinin 'hukuka aykırı olarak elde edildiği' iddiası, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2022/2433 sayılı kararında neden kabul görmemiştir? Bir delilin 'hukuka aykırı elde edilip edilmediği'nin tespitinde, delilin elde ediliş şekline ilişkin tarafların beyanlarının birbiriyle örtüşmesinin rolünü bu karar özelinde tartışınız.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E: 2022/584, K: 2022/2433 sayılı kararında, davalı-davacı kadının, aleyhine delil olarak sunulan ekran görüntülerinin 'hukuka aykırı olarak elde edildiği' yönündeki iddiası kabul görmemiştir. Bunun temel nedeni, delillerin elde ediliş biçimine ilişkin olarak her iki tarafın beyanlarının birbiriyle tutarlı olması ve bu tutarlı anlatımın, delillerin hukuka aykırı bir yöntemle (gizlice, zorla, hileyle vb.) ele geçirilmediğini göstermesidir. Kararda, bir delilin hukuka aykırı olup olmadığının değerlendirilmesinde, delilin nasıl elde edildiğine dair somut olayın özelliklerinin ve tarafların bu konudaki beyanlarının kritik önem taşıdığı vurgulanmaktadır. Karar özelinde durum şöyledir: Davacı erkek, bu delilleri kadının babasının, kadının da bulunduğu bir ortamda telefonu kendisine vermesiyle elde ettiğini savunmuştur. Davalı-davacı kadın da birleşen dava dilekçesinde, 'telefonunu babasına verdiğini ve babasının da kendisinin de bulunduğu ortamda eşine verdiğini' beyan etmiştir. Bu iki beyan, delillerin kaynağı olan telefonun, kadının rızası veya en azından bilgisi dahilinde, babası aracılığıyla erkeğe teslim edildiğini göstermektedir. Tarafların beyanlarındaki bu örtüşme, Yargıtay tarafından şu şekilde yorumlanmıştır: 1) Gizlilik veya Hile Unsurunun Yokluğu: Deliller, erkeğin telefonu gizlice karıştırması, şifresini kırması veya kadını aldatarak ele geçirmesiyle elde edilmemiştir. Telefon, kadının kendi rızasıyla babasına, babası tarafından da yine kadının huzurunda erkeğe verilmiştir. 2) Rızanın Varlığı: Kadının, telefonun eşine verildiği sırada orada bulunması ve bu duruma itiraz ettiğine dair bir iddiasının olmaması, bu işleme zımnen rıza gösterdiği veya en azından bu durumu kabullendiği şeklinde yorumlanmıştır. Bu nedenle, delillerin elde edilişinde, özel hayatın gizliliğini ihlal eden hukuka aykırı bir eylem (örn: TCK m. 134, m. 243) bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, bir delilin hukuka aykırılığı iddiası soyut olarak değil, delilin elde edildiği somut koşullar çerçevesinde değerlendirilir. Tarafların, delilin elde edilme şekline ilişkin beyanları birbiriyle uyumlu ise ve bu uyumlu anlatım hukuka aykırı bir yöntemin kullanılmadığını ortaya koyuyorsa, 'hukuka aykırı delil' iddiası mahkemece kabul edilmez ve delil hükme esas alınır.