Bir taşınmaza haksız tecavüz edildiği iddiasıyla açılan bir ceza davasında (TCK m. 154), taraflar arasındaki uyuşmazlığın aslında sözleşmesel bir ilişkiden (kira bedelinin ödenmemesi gibi) kaynaklandığı anlaşılırsa, sanığın cezai sorumluluğu nasıl etkilenir? Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2015/24755 sayılı kararında, sanığın 'suç kastı'nın bulunmadığı sonucuna nasıl ulaşılmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #149204

TCK m. 154'te düzenlenen hakkı olmayan yere tecavüz suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için, failin 'bir hakka dayanmaksızın' başkasına ait bir taşınmazı işgal ettiğini veya hak sahibinin yararlanmasına engel olduğunu bilmesi ve istemesi, yani 'suç kastı' ile hareket etmesi gerekir. Eğer failin taşınmazda bulunması, geçerli bir hukuki ilişkiye (kira, ariyet, ortaklık, sözlü anlaşma vb.) dayanıyorsa, bu hukuki ilişki sona erdirilmeden veya geçersizliği ispatlanmadan suç kastının varlığından söz edilemez. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, cezai bir haksızlık değil, bir 'hukuki ihtilaf' niteliğindedir ve bu ihtilafın çözüm yeri ceza mahkemeleri değil, hukuk mahkemeleridir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin E: 2015/24755, K: 2015/24755 sayılı kararında, sanığın suça konu daireyi, dairenin asıl kiracısı olan tanığın izniyle kullandığı ve uyuşmazlığın kira bedelinin ödenmemesinden kaynaklanan hukuki bir nitelik taşıdığı tespit edilmiştir. Bu durumda, sanığın dairede bulunması 'haksız bir davranış' değil, tanıkla arasındaki hukuki ilişkiye dayanmaktadır. Sanık, 'bir hakkı olmadığı halde' orada bulunduğunu bilerek ve isteyerek hareket etmemiştir; aksine, orada bulunmaya hakkı olduğuna inanarak hareket etmektedir. Bu durum, suçun manevi unsuru olan 'kasıt'ı ortadan kaldırır. Yargıtay, bu nedenle sanığın 'suç kastı bulunmadığı' gerekçesiyle beraatine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Sonuç olarak, TCK m. 154'ün uygulanabilmesi için, failin müdahalesinin hiçbir hukuki temele dayanmaması gerekir. Eğer müdahalenin temelinde bir sözleşme, anlaşma veya izin gibi bir hukuki ilişki varsa, bu ilişkiden doğan anlaşmazlıklar (borcun ödenmemesi, sözleşmenin ihlali gibi) özel hukuk yollarıyla çözülmeli, ceza hukuku bir borç tahsil aracı olarak kullanılmamalıdır. Bu durumlarda, suçun manevi unsuru oluşmadığından sanık hakkında beraat kararı verilir.