Bir dernek, HMK m. 113 uyarınca üyeleri adına bir topluluk davası açmıştır. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2011/53783 E. sayılı kararında, mahkemenin davayı HMK m. 113 ve 115 uyarınca 'yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine' karar vermesi eleştirilmiştir. Bu karardaki 'topluluk davası'na yapılan atıf ile kararın esas konusunu oluşturan 'yargı yolu' uyuşmazlığı arasındaki ilişkiyi ve mahkemenin vermesi gereken doğru kararın ne olduğunu açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #149200

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin E: 2011/53783, K: 2014/3372 sayılı kararında, yerel mahkemenin kararını HMK m. 113 (Topluluk Davası) ve m. 115'e (Dava Şartlarının İncelenmesi) dayandırması, Yargıtay tarafından hatalı bulunmuştur. Kararın esas konusu, bir usta öğreticinin kıdem tazminatı talebinin iş mahkemesinin mi yoksa idari yargının mı görev alanına girdiği, yani bir 'yargı yolu' uyuşmazlığıdır. Mahkemenin HMK m. 113'e atıf yapması, davanın niteliği ile ilgisiz ve hatalıdır. Çünkü ortada bir topluluk davası değil, bireysel bir alacak davası vardır. Bu atfın neden yapıldığı karardan anlaşılamamakla birlikte, muhtemelen bir sehven yazım veya hatalı bir hukuki nitelemedir. Yargıtay'ın eleştirisinin odak noktası, mahkemenin uyuşmazlığın çözümünde izlemesi gereken doğru usulî yoldur. Yargıtay'a göre: 1) Uyuşmazlığın Niteliği: Davacının statüsü, 657 sayılı DMK m. 89'a göre ücretli ek ders görevi verilen bir statü hukukuna tabidir. Davacı ile davalı idare arasında bir iş sözleşmesi değil, idari bir ilişki vardır. 2) Doğru Hukuki Niteleme: Bu durumda uyuşmazlığın çözüm yeri adli yargı (iş mahkemesi) değil, idari yargıdır. Bu, bir 'görev' uyuşmazlığından ziyade, daha temel bir sorun olan 'yargı yolu' uyuşmazlığıdır. 3) Verilmesi Gereken Doğru Karar: Mahkemenin, davanın esasına girerek (kabul/ret) veya HMK m. 113 gibi ilgisiz bir maddeye atıf yaparak karar vermesi yanlıştır. Mahkemenin, HMK m. 114/1-b'de bir dava şartı olarak düzenlenen 'yargı yolunun caiz olması' şartının gerçekleşmediğini tespit etmesi gerekirdi. HMK m. 115/2 uyarınca, dava şartı yokluğundan dolayı verilmesi gereken doğru karar, 'davanın usulden reddi' kararıdır. Yargıtay kararında da belirtildiği gibi, mahkemenin 'davanın... yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile dava şartı yokluğundan reddine' karar vermesi gerekirdi. İdari yargı görevli olduğunda, adli yargı mahkemesi 'gönderme kararı' veremez, sadece davayı reddeder. Davacı, daha sonra idari yargıda dava açabilir. Sonuç olarak, mahkemenin HMK m. 113'e yaptığı atıf yersiz olup, doğru karar 'yargı yolu yanlışlığı nedeniyle davanın usulden reddi' olmalıydı.