Kamuoyunda 'süresiz nafaka' olarak bilinen yoksulluk nafakasının (TMK m. 175) süresizliği mutlak mıdır, yoksa belirli şartların gerçekleşmesiyle sona erdirilebilir mi? Metinde sayılan ve nafakanın kaldırılmasına yol açan halleri belirtiniz. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi'nin 17.05.2012 tarihli kararıyla 'süresiz olarak' ibaresini Anayasa'ya aykırı bulmamasının temel gerekçeleri nelerdir?
TMK m. 175'te düzenlenen yoksulluk nafakasının 'süresiz' olması, kamuoyunda yanlış anlaşıldığı gibi, nafakanın ömür boyu ve her koşulda devam edeceği anlamına gelmez. Kanundaki 'süresiz' ifadesi, nafakanın başlangıçta belirli bir süreyle (örneğin 1 yıl, 5 yıl gibi) sınırlandırılmaması gerektiğini ifade eder. Ancak bu nafaka, mutlak olmayıp, TMK m. 176/3'te belirtilen şartların gerçekleşmesiyle mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Metinde belirtilen ve nafakanın sona ermesine yol açan haller şunlardır: 1) Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi. 2) Taraflardan birinin ölümü. 3) Nafaka alacaklısının evli olmamakla birlikte fiilen evli gibi yaşaması (örneğin başka biriyle sürekli ve ortak bir hayat sürmesi). 4) Nafaka alacaklısının yoksulluk durumunun ortadan kalkması (örneğin işe girmesi, miras kalması, düzenli bir gelire sahip olması). 5) Nafaka alacaklısının haysiyetsiz hayat sürmesi. Bu hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda, nafaka yükümlüsü 'nafakanın kaldırılması' davası açarak ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir. Anayasa Mahkemesi, 17.05.2012 tarihli, 136/72 sayılı kararıyla 'süresiz olarak' ibaresinin iptal talebini reddetmiştir. AYM'nin bu karardaki temel gerekçeleri şunlardır: a) 'Süresiz' ibaresi, nafakanın ölünceye kadar alınacağı anlamına gelmez, sona erme koşulları kanunda mevcuttur. b) Yoksulluk nafakası, evlilik birliği içindeki dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evliliğin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğindedir ve özünde ahlaki değerler ile sosyal dayanışma düşüncesi yatar. c) Kanun koyucunun amacı, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşi (genellikle kadınları) korumak ve asgari yaşam gereksinimlerini karşılamaktır. Bu yükümlülük, sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Bu gerekçelerle AYM, düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar vermiştir.