CMK m. 87 ve m. 89 çerçevesinde, bir cesette hem zehirlenme şüphesi hem de boğmaya bağlı mekanik asfiksi belirtileri bir arada bulunduğunda, Yargıtay'ın Yargıtay 1. Ceza Dairesi E: 2008/2750 ve E: 2010/2295 sayılı kararları ışığında, mahkemenin maddi gerçeğe ulaşmak için izlemesi gereken usulî yol haritasını ve bu süreçte Adli Tıp Kurumu'nun farklı ihtisas daireleri arasındaki çelişkilerin nasıl giderilmesi gerektiğini analiz ediniz.
Ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşma ilkesi, özellikle ölüm nedeninin belirsiz olduğu veya birden fazla ihtimalin bulunduğu durumlarda titiz bir delil toplama ve değerlendirme sürecini zorunlu kılar. Verilen metinlerdeki Yargıtay kararları, bu sürecin nasıl işletilmesi gerektiğine dair önemli ipuçları sunmaktadır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin E: 2008/2750, K: 2010/2202 sayılı kararında, ilk muayenede ilaç intoksikasyonu şüphesi varken, Adli Tıp raporunda ölümün mekanik asfiksi sonucu olduğunun belirtilmesi üzerine, bu çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Dairesine gönderilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Benzer şekilde, E: 2010/2295, K: 2012/1693 sayılı kararda, Adana ve İstanbul Adli Tıp Kurumu raporları arasındaki zehirlenme bulgularına ilişkin çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'na gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu kararlar ışığında, hem zehirlenme (CMK m. 89) hem de boğulma (CMK m. 87) şüphesi varsa, mahkeme şu adımları izlemelidir: 1) İlk olarak, CMK m. 87 uyarınca baş, göğüs ve karın açılarak sistematik otopsi yapılmalıdır. 2) CMK m. 89 gereği, organlardan örnekler alınarak toksikolojik inceleme için ilgili laboratuvarlara (örneğin Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi) gönderilmelidir. 3) Morg İhtisas Dairesi'nin mekanik bulguları ile Kimyasal Tahliller Dairesi'nin toksikolojik bulguları arasında bir çelişki ortaya çıkarsa, mahkeme bu raporlardan birini diğerine keyfi olarak üstün tutamaz. 4) Bu çelişkinin giderilmesi için, tüm dosya ve raporlar bir üst kurul olan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'na gönderilerek nihai ve kesin bir rapor alınmalıdır. Bu süreç, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin bir gereği olarak, ölüm nedeninin kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmasını ve adil bir yargılanma yapılmasını temin eder. Eksik inceleme ile hüküm kurulması, Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir.