Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2013/7707 E. sayılı kararında, polis amiri olan sanığın, emrindeki polis memurlarının bir vatandaşı darp etmesine engel olmayıp, olayı farklı şekilde aktarması eyleminin, TCK m.279'da tanımlanan 'kamu görevlisinin suçu bildirmemesi' suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılması gerektiği belirtilmiştir. Bu durumu, kamu görevlisinin 'ihmali davranışla suç işleme' sorumluluğu ve 'garantörlük' kavramı açısından analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #148531

Bu karar, kamu görevlisinin sadece aktif eylemlerinden değil, aynı zamanda yapması gerekeni yapmamasından (ihmali davranış) doğan cezai sorumluluğunu göstermesi bakımından önemlidir. Olay, iki farklı açıdan analiz edilebilir: **1) Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi (TCK m.279):** Bu, 'gerçek ihmali suç'tur. Kanun, belirli bir görevin (bildirim) yapılmamasını açıkça suç olarak tanımlamıştır. Polis amiri, emrindeki memurların işlediği kasten yaralama suçunu görevi gereği öğrenmiş ve bunu yetkili makamlara (Cumhuriyet savcısı) doğru bir şekilde bildirmek yerine, olayı farklı aktararak gerçeği gizlemiştir. Bu eylem, TCK m.279'un maddi unsurunu (bildirmeyi ihmal etme veya geciktirme) doğrudan oluşturur. **2) İhmali Davranışla Suç İşleme (Garantörlük Sorumluluğu - TCK m.83/3, m.88):** Bu, 'görünüşte ihmali suç'tur. Bir kişi, belirli bir hukuki yükümlülük altında, önlemekle yükümlü olduğu bir neticenin gerçekleşmesine engel olmazsa, o neticeden sorumlu tutulabilir. Polis amirinin, emrindeki memurların hukuka aykırı eylemlerini önleme, onları denetleme ve kontrol etme yönünde kanundan kaynaklanan bir 'garantörlük' yükümlülüğü vardır. Amir, bu yükümlülüğünü yerine getirmeyerek memurların vatandaşı darp etmesine göz yumduğunda, ihmali davranışı ile işlenen kasten yaralama suçuna 'iştirakten' (yardım etme veya azmettirme) sorumlu tutulup tutulamayacağı tartışılabilir. Yargıtay kararında, daha özel ve doğrudan uygulanabilir olan TCK m.279'un tartışılmasını istemiştir. Ancak daha ileri bir yorumla, amirin bu pasif tutumunun, yaralama suçunun işlenmesini kolaylaştırdığı ve bu nedenle iştirak sorumluluğunu da gündeme getirebileceği savunulabilir.