Bir memurun, eş durumu veya sağlık özrü gibi bir mazeretine dayanarak yaptığı atama talebinin idare tarafından reddedilmesi üzerine açılan iptal davasında, idarenin 'hizmet ihtiyacı' savunması ile memurun 'Anayasal hakları' (aile birliğinin korunması gibi) arasında bir çatışma ortaya çıkmaktadır. İdari yargı, bu çatışmayı çözerken hangi dengeyi kurmaya çalışır? İdarenin 'hizmet ihtiyacı' gerekçesinin mutlak bir üstünlüğü var mıdır?
Bu tür davalarda idari yargı, çatışan iki temel değeri, yani 'kamu hizmetinin sürekliliği ve etkinliği' ile 'bireyin Anayasa ile güvence altına alınmış temel haklarını' (Anayasa m.41 - Ailenin korunması) bir denge testine tabi tutar. İdarenin 'hizmet ihtiyacı' gerekçesi önemli ve meşru bir sebeptir, ancak mutlak bir üstünlüğe sahip değildir. Mahkemenin dengeyi kurarken dikkate aldığı kriterler şunlardır: **1) Hizmet İhtiyacının Somutluğu ve Zorunluluğu:** İdare, hizmet ihtiyacını soyut ve genel ifadelerle değil, somut verilerle (personel eksikliği, o personelin uzmanlığının kritikliği vb.) ortaya koymalıdır. Bu ihtiyaç, başka bir personelle veya geçici bir görevlendirme ile giderilemeyecek kadar zorunlu mudur? **2) Memurun Mazeretinin Ağırlığı:** Memurun ileri sürdüğü mazeretin ciddiyeti (eşinin veya çocuğunun hayati bir hastalığı, boşanma sonrası çocuğun velayeti gibi) değerlendirilir. Mazeret ne kadar ağırsa, bireyin hakkının korunması o kadar ön plana çıkar. **3) Orantılılık:** İdarenin ret kararı, ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin uğrayacağı hak kaybı arasında orantılı mıdır? Örneğin, memurun ayrılmasıyla hizmette doğacak aksaklık küçük ve telafi edilebilir nitelikteyken, ailenin parçalanması gibi bir sonuç çok daha ağır bir hak ihlali olabilir. Danıştay'ın yerleşik içtihatları, idarenin hizmet ihtiyacı gerekçesini keyfi ve orantısız bir şekilde kullanarak, Anayasa ile korunan aile birliği gibi temel hakları özünü zedeleyecek şekilde kısıtlayamayacağı yönündedir. Mahkeme, her somut olayda bu iki değer arasında adil bir denge kurarak karar verir.