Ceza Genel Kurulu'nun 2017/234 sayılı kararında, yerel mahkemenin sanığa beraat verirken 'Onarıcı adalet ilkesi gereği yargılama sadece geçmişe yönelik olarak değil geleceğe de yönelik olmalıdır' şeklinde bir gerekçe kullanması eleştirilmiştir. 'Onarıcı adalet' kavramının ceza muhakemesindeki yeri nedir ve bu ilke, maddi gerçeğin araştırılması ve kanunun uygulanması yükümlülüğünü ortadan kaldırabilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #148475

Onarıcı adalet, suçun sadece devlete karşı işlenmiş bir kural ihlali olarak değil, aynı zamanda bireyler ve toplum üzerinde yarattığı zararı gidermeyi hedefleyen bir adalet anlayışıdır. Fail, mağdur ve toplum arasında bir diyalog kurarak, zararın onarılmasını ve ilişkilerin düzeltilmesini amaçlar. Ceza muhakememizdeki 'uzlaştırma' (CMK m.253), 'kamu davasının açılmasının ertelenmesi' (CMK m.171/2) ve 'hükmün açıklanmasının geri bırakılması' (CMK m.231) gibi kurumlar, onarıcı adalet anlayışının yansımalarıdır. Ancak onarıcı adalet, ceza yargılamasının temel amacı olan 'maddi gerçeğin araştırılması' ve 'kanunun uygulanması' yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir ilke değildir. Ceza Genel Kurulu kararında eleştirilen nokta da budur. Yerel mahkeme, somut delillerle (mağdur beyanı, adli rapor) sübuta ermiş bir suçu, 'onarıcı adalet', 'ailenin geleceği' gibi soyut ve kanunda yeri olmayan gerekçelerle yok sayamaz. Onarıcı adalet kurumları, kanunun izin verdiği belirli aşamalarda ve belirli şartlar altında uygulanabilir. Yargılamanın sonunda, suçun varlığı tespit edildikten sonra, hâkimin 'onarıcı adalet'i gerekçe göstererek kanunun emrettiği mahkûmiyet kararını vermekten kaçınması, yargısal bir aktivizm ve kanunu uygulamama anlamına gelir. Bu, hâkimin yetkisini aşmasıdır. Onarıcı adalet, maddi gerçeği ve kanunu ikame eden değil, ancak kanunun izin verdiği ölçüde onları tamamlayan bir araç olabilir.