Kamu görevlilerinin işledikleri iddia edilen suçlarda, 4483 sayılı Kanun uyarınca 'soruşturma izni verilmemesi' veya ilgili kurumun 'işlemden kaldırma' kararı vermesi üzerine, şikayetçinin bu kararlara karşı AYM'ye bireysel başvuruda bulunurken, 'dürüst yargılanma hakkı' yerine 'etkili başvuru hakkı'na (Anayasa m.40, AİHS m.13) dayanmasının stratejik önemi nedir? AYM'nin konuya yaklaşımını, hakların nitelendirilmesi açısından değerlendiriniz.
Bu stratejinin temel önemi, AYM'nin bireysel başvurularda 'konu bakımından yetki' incelemesini aşabilmektir. AYM'nin yerleşik içtihatlarına göre, 'dürüst/adil yargılanma hakkı' (Anayasa m.36), esasen bir ceza yargılamasındaki şüpheli/sanığın veya bir medeni hak uyuşmazlığının taraflarının sahip olduğu bir haktır. Şikayetçi (mağdur), bu hakkın doğrudan sahibi olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle, şikayetçi, soruşturma izni verilmemesi nedeniyle 'adil bir şekilde yargılama yaptıramadığı' iddiasıyla başvurduğunda, AYM bu başvuruyu 'konu bakımından yetkisizlik' nedeniyle kabul edilemez bulabilmektedir (Bkz. sen.av.tr/tr/makale/takipsizlik-kararlarina-karsi-anayasa-mahkemesi-ne-gidilebilir). Buna karşılık, 'etkili başvuru hakkı' (Anayasa m.40, AİHS m.13), Anayasa ve Sözleşme'de tanınan diğer temel hak ve özgürlüklerin (yaşam hakkı, vücut bütünlüğü, mülkiyet hakkı vb.) ihlal edildiği iddiası karşısında, devletin etkili bir soruşturma yapma ve failleri yargı önüne çıkarma pozitif yükümlülüğünü ifade eder. Şikayetçi, 'benim yaşam hakkım ihlal edildi ama devlet, soruşturma izni vermeyerek bu ihlali soruşturmaktan kaçındı, dolayısıyla benim etkili başvuru hakkım ihlal edildi' dediğinde, başvurunun odağı değişir. Bu durumda AYM, şikayetçinin adil yargılanma hakkını değil, devletin temel bir hak ihlali iddiasını soruşturma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini denetler. Bu, AYM'nin konu bakımından yetkisine giren bir denetimdir. Dolayısıyla, doğru hakka dayanmak, başvurunun esastan incelenmesinin kapısını açan stratejik bir anahtardır.