Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2021/1005 E., 2023/260 K. sayılı kararında, muris muvazaası davasında davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, yani mirasbırakanın asıl irade ve amacının ortaya çıkarılmasının önemi vurgulanmaktadır. Bu 'iç sorun' olan gizli iradenin tespitinde, hâkimin sadece tarafların sunduğu delillerle mi bağlı olduğunu, yoksa resen araştırma yapma imkanının olup olmadığını 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' (HMK m.198) ilkesi çerçevesinde tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #148440

Muris muvazaası davaları, niteliği gereği ispatı zor davalardır çünkü işlemin tarafları (mirasbırakan ve davalı) gerçek amaçlarını gizlemektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda kural olarak 'taraflarca getirilme' (HMK m.25) ilkesi geçerli olsa da, hâkimin 'davayı aydınlatma ödevi' (HMK m.31) ve 'delilleri serbestçe değerlendirme' (HMK m.198) yetkisi bulunmaktadır. Yargıtay HGK kararında da belirtildiği gibi, bu tür davaların sağlıklı çözümü, 'gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti'ne bağlıdır. Bu tespiti yaparken hâkim, sadece tarafların sunduğu tanık beyanları veya belgelerle yetinemez. Kararda sayılan objektif olgulardan (yörenin gelenekleri, bedeller arası fark, tarafların beşeri ilişkileri, alım gücü vb.) yararlanmak zorundadır. Bu objektif olgulara ilişkin verileri (tapu kayıtları, banka hareketleri, sosyal güvenlik kayıtları vb.) hâkim, davayı aydınlatma ödevi kapsamında re'sen getirtebilir. Hâkim, tarafların sunduğu delilleri ve re'sen topladığı bu verileri bir bütün olarak, hayatın olağan akışına ve mantık kurallarına göre serbestçe değerlendirerek murisin gerçek iradesine ve mal kaçırma kastının olup olmadığına dair vicdani bir kanaate ulaşır. Dolayısıyla, hâkim sadece sunulanla bağlı olmayıp, maddi gerçeği ortaya çıkarmak için aktif bir rol üstlenmelidir.