Bir velayet davasında, davalı anne ile küçük çocuk arasında menfaat çatışması bulunduğu kanaatine varılırsa, mahkemenin usulen yapması gereken işlem nedir? Bu işlem yapılmadan davanın esası hakkında karar verilmesi neden hukuka aykırıdır? İlgili hukuk kurallarını ve sözleşmeleri belirtiniz.
Bir davada, yasal temsilci (veli, vasi) ile temsil edilen (çocuk, kısıtlı) arasında bir menfaat çatışması ortaya çıkarsa, yasal temsilcinin o davada temsil yetkisi ortadan kalkar. Velayet davasında, davacı babanın annenin velayet görevini kötüye kullandığını iddia etmesi, davalı anne ile davaya konu olan çocuğun menfaatlerinin çatıştığı anlamına gelir. Bu durumda mahkemenin, Türk Medeni Kanunu'nun 426/2. maddesi uyarınca, çocuğun davadaki haklarını korumak üzere bir 'temsil kayyımı' atanması için derhal ilgili vesayet makamına (sulh hukuk mahkemesi) ihbarda bulunması ve kayyım atanması sürecini beklemesi gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/25573 E. sayılı kararında da bu zorunluluk vurgulanmıştır. Bu işlem yapılmadan, yani çocuk bir kayyım tarafından temsil edilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi, çocuğun savunma ve adil yargılanma haklarının ihlali anlamına gelir. Çünkü menfaati çatışan anne, çocuğun haklarını objektif bir şekilde savunamaz. Bu durum, aynı zamanda Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin çocuğun üstün yararını gözeten ilkelerine de aykırıdır. Dolayısıyla, temsil kayyımı atanmadan verilen karar, 'taraf teşekkülü' sağlanamaması nedeniyle usulden bozulur.