Bir markanın tescilli olmadığı halde, bir ürünün ambalajı, kompozisyonu, renkleri ve dizaynının taklit edilmesi, 556 sayılı KHK (veya 6769 sayılı SMK) ve 6102 sayılı TTK açısından hangi hukuki koruma yollarına başvurma imkanı tanır? Marka hakkına tecavüz ile haksız rekabet arasındaki ilişkiyi bu somut olay üzerinden tartışınız.
Bu durum, hem marka hukuku hem de haksız rekabet hukuku kapsamında değerlendirilebilir. 1) **Marka Hakkına Tecavüz:** Eğer davacının markası tescilli ise, davalının 'SIRIK' gibi iltibas (karıştırılma) yaratacak derecede benzer bir ibareyi aynı tür ürünlerde kullanması, marka hakkına tecavüz (SMK m.29) oluşturur. Ancak soru, markanın tescilli olmadığı bir durumu da içermektedir. Eğer marka tescilli değilse fakat kullanımla 'tanınmışlık' kazanmışsa, yine marka hukukuna dayalı korumadan yararlanılabilir. 2) **Haksız Rekabet:** Marka tescilli olmasa bile, bir ürünün genel görünümü, ambalajı, renkleri ve dizaynı (ticari sunum şekli - trade dress) bir işletmeyle özdeşleşmişse, başkasının bu sunum şeklini taklit ederek onun emeğinden, itibarından haksız yere yararlanması veya müşteriler nezdinde karışıklığa yol açması, TTK m.55'te düzenlenen 'haksız rekabet' fiilini oluşturur. Özellikle 'başkasının malları... ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak' (TTK m.55/1-a-4) ve 'başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz olarak yararlanma' (TTK m.55/1-c) bentleri bu duruma uyar. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/5918 E. sayılı kararında da görüldüğü gibi, mahkemeler bu tür durumlarda hem markaya tecavüzü hem de haksız rekabeti birlikte değerlendirebilir. Marka hakkına tecavüz daha özel bir koruma sağlarken, haksız rekabet daha genel bir koruma şemsiyesi sunar. Bir fiil, hem markaya tecavüz hem de haksız rekabet oluşturabilir ve davacı her iki hukuki sebebe de dayanarak talepte bulunabilir.