İdari yaptırım tutanaklarının 'resmi evrak niteliğinde olduğu ve aksi ispat edilinceye kadar geçerli olduğu' kabulü karşısında, AYM'nin Murat Ergan, Çetin Emre Haytoğlu ve Okan Özcan gibi kararlarında vurgulanan 'silahların eşitliği' ilkesi nasıl bir anlam kazanmaktadır? Bu ilke, vatandaşın idare karşısındaki ispat külfetini nasıl etkilemelidir?
İdari yaptırım tutanaklarının ispat gücü yüksek belgeler olması, idareye yargılama sürecinde önemli bir avantaj sağlamaktadır. Bu belgeler, karine olarak doğru kabul edilir ve ispat yükünü, tutanağın aksini iddia eden vatandaşa yükler. AYM'nin atıf yapılan kararlarında vurgulanan 'silahların eşitliği' ilkesi, tam da bu noktada devreye girer. Eğer idare, elindeki kamu gücüyle delil (tutanak) yaratırken, vatandaşın bu delilin aksini ispatlayacak karşı delillere ulaşma imkanı yine idari veya fiili olarak engelleniyorsa, silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş olur. Örneğin, hız tespit tutanağına karşı aracın teknik bir arızası olduğunu iddia eden kişiye bilirkişi incelemesi yaptırma imkanı tanınmaması veya alkolmetre sonucuna karşı kan testi yaptırılmasının engellenmesi gibi. Silahların eşitliği ilkesi, ispat yükü altında olan vatandaşa, iddiasını kanıtlayabilmesi için 'makul olanakların' sağlanmasını gerektirir. Mahkemeler, idari tutanağın doğruluğunu mutlak bir kabulle ele almamalı, vatandaşın sunduğu veya sunmak istediği karşı delilleri ciddiyetle araştırmalı ve değerlendirmelidir. Aksi takdirde, idare karşısında zaten dezavantajlı konumda olan bireyin savunma hakkı kağıt üzerinde kalır ve adil bir yargılamadan söz edilemez.