Cumhurbaşkanının göreviyle ilgili olmayan 'adi suçları'ndan (örneğin hırsızlık, hakaret vb.) dolayı sorumluluğu ve dokunulmazlığı konusunda Anayasa m.105'te bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu hukuki boşluk karşısında, Cumhurbaşkanının adi suçlardan dolayı sorumlu olup olmadığına dair doktrinde ileri sürülebilecek iki temel görüşü, gerekçeleriyle birlikte açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #148387

Cumhurbaşkanının adi suçlarından sorumluluğu konusundaki anayasal boşluk, doktrinde iki zıt görüşün ortaya çıkmasına neden olmaktadır: 1) **Mutlak Sorumsuzluk ve Görev Sonrasına Erteleme Görüşü:** Bu görüşe göre, Cumhurbaşkanının makamının saygınlığı ve devletin temsil işlevinin kesintiye uğramaması esastır. Anayasa'nın sadece 'vatana ihanet'ten bahsetmesi, diğer tüm suçlar (hem görevle ilgili hem de adi suçlar) bakımından görev süresince bir 'dokunulmazlık zırhı' sağladığı şeklinde yorumlanmalıdır. Buna göre, Cumhurbaşkanı görevdeyken adi suçlarından dolayı soruşturulamaz ve kovuşturulamaz. Bu suçlarla ilgili zamanaşımı işlemez ve sorumluluk, görevinin sona ermesinden sonraya ertelenir. Bu görüş, makamın korunmasını ön planda tutar. 2) **Adi Suçlarda Tam Sorumluluk Görüşü:** Bu görüşe göre, hukuk devletinde ve kanun önünde eşitlik ilkesi (Anayasa m.10) gereği, istisnalar dar yorumlanmalıdır. Anayasa m.105, sadece görev suçlarına ilişkin bir sorumsuzluk ve 'vatana ihanet' için özel bir yargılama usulü öngörmüştür. Adi suçlardan hiç bahsetmemiş olması, bu konuda genel hükümlerin (herkes gibi tam sorumluluk) uygulanacağı anlamına gelir. Kanun koyucunun adi suçlar için bir istisna getirmemiş olması, bu suçlarda dokunulmazlık olmadığını gösterir. Bu görüşe göre, Cumhurbaşkanı da bir insan olarak adi suç işleyebilir ve bu fiillerinden dolayı herkes gibi yargı önünde hesap vermelidir. Metinde de bu ikinci görüşe yakın bir duruş sergilenmektedir. Mevcut hukuki durum, bu konunun yoruma açık ve tartışmalı olduğunu göstermektedir.