Anayasa m.105, Cumhurbaşkanının görevleriyle ilgili eylem ve işlemlerinden dolayı sorumsuzluğunu düzenlerken, tek bir istisna olarak 'vatana ihanet' suçunu belirtmiştir. 'Vatana ihanet' kavramının Anayasa'da veya yürürlükteki kanunlarda tanımlanmamış olmasını 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi (Anayasa m.38) açısından değerlendiriniz. Metindeki analize göre, Yüce Divan olarak görev yapan Anayasa Mahkemesi, bu kavramın içeriğini nasıl doldurmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #148386

Anayasa m.105'te yer alan 'vatana ihanet' kavramının pozitif hukukta açık bir tanımının bulunmaması, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesinin 'belirlilik' (lex certa) alt ilkesi açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Suçların ve cezaların kanunla açıkça tanımlanması, keyfiliğin önlenmesi için bir güvencedir. Metindeki analize göre, bu boşluk karşısında Yüce Divan'ın iki temel yaklaşımdan birini benimsemesi beklenebilir. Birincisi, kanunda tanımı olmayan bir suçtan ceza verilemeyeceği gerekçesiyle, 'vatana ihanet' suçlamasıyla açılan bir davayı düşürmektir. Ancak bu, Anayasa'daki açık düzenlemeyi işlevsiz kılacaktır. Daha kabul edilebilir ve metinde de işaret edilen ikinci yaklaşım ise, Yüce Divan'ın 'vatana ihanet' kavramını, suçla korunan hukuki yarardan yola çıkarak yorumlamasıdır. Bu yoruma göre, Türk Ceza Kanunu'nun 'Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar' (m.302 vd.) ve 'Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar' (m.309 vd.) gibi bölümlerinde yer alan, devletin varlığına, bağımsızlığına, birliğine ve anayasal düzenine yönelik en ağır suçlar (örn: TCK m.302, 309, 311, 312) 'vatana ihanet' kapsamında değerlendirilebilir. Yüce Divan, önüne gelen somut olayda, Cumhurbaşkanına isnat edilen fiilin bu nitelikteki suçlardan birini oluşturup oluşturmadığını değerlendirerek, 'vatana ihanet' kavramının somutlaşmasını sağlamalıdır. Sadece TBMM'nin bir fiili 'vatana ihanet' olarak nitelemesi, Yüce Divan için bağlayıcı değildir.