Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/1005 E. sayılı kararında, davalı tanıklarının beyanlarının 'hayatın olağan akışına daha uygun düştüğü' ve davacı tanıklarının 'miras bırakanın davacı ile arasında mal kaçırmasını gerektirir bir problemi olduğu şeklinde beyanda bulunmadıkları' gerekçesiyle muvazaa iddiasının ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır. Bu kararı, ispat yükü ve delillerin takdiri ilkeleri açısından değerlendiriniz. Bedeller arasındaki fark tek başına muvazaanın kanıtı mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #148379

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E:2021/1005, K:2023/260 sayılı kararı, muris muvazaası davalarında ispat külfetinin davacıda olduğu ve mahkemenin delilleri takdir ederken sadece tanık beyanlarına değil, hayatın olağan akışına uygunluk gibi objektif kriterlere de bakması gerektiğini göstermektedir. Kararda, davacı tanıklarının murisin mal satmaya ihtiyacı olmadığı yönündeki beyanlarına karşın, davalı tanıklarının murisin satıştan elde ettiği parayla başka bir yatırım yaptığına dair beyanları ve murisin davacı oğluyla arasının iyi olduğuna dair ifadeler bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Murisin, arasının iyi olduğu bir mirasçıdan mal kaçırması hayatın olağan akışına aykırı bulunmuştur. Bu durum, muvazaanın temel unsuru olan 'mirasçıdan mal kaçırma kastı'nın ispatlanamadığı sonucunu doğurmuştur. Kararda ayrıca vurgulandığı gibi, 'bedeller arasındaki fark da tek başına muvazaanın kanıtı değildir.' Düşük bedel, muvazaanın varlığına işaret eden önemli bir emare olmakla birlikte, diğer olgularla (miras bırakanın amacı, taraflar arasındaki ilişki, devralanın alım gücü vb.) desteklenmediği sürece tek başına işlemin iptali için yeterli görülmemektedir. Mahkeme, tüm delilleri bir bütün olarak değerlendirerek murisin gerçek iradesini tespit etmelidir.