Ceza Genel Kurulu'nun 2017/234 E., 2019/418 K. sayılı kararında, boşanma aşamasındaki eşine karşı kasten yaralama suçundan yargılanan sanık hakkında beraat kararı veren yerel mahkemenin, 'ailenin bütünlüğünün sağlanması', 'onarıcı adalet' ve 'adil olana en uygun çözüm' gibi gerekçelerle kanunun açık hükmünü (TCK m.86) göz ardı etmesini nasıl değerlendirmiştir? Hâkimin 'durumsal mantık' veya 'adalet' arayışı, pozitif hukuk normlarını uygulamama yetkisi verir mi?
Ceza Genel Kurulu (CGK), 2017/234 E. sayılı kararında, yerel mahkemenin bu yaklaşımını ve direnme gerekçesini hukuka aykırı bularak bozma kararı vermiştir. CGK, Anayasa'nın 138. maddesine atıf yaparak hâkimlerin 'Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre' hüküm vermek zorunda olduklarını vurgulamıştır. Hâkim, bir ceza normunu adil bulmasa veya somut olayda uygulanmasının sosyal açıdan istenmeyen sonuçlar doğuracağını düşünse bile, yürürlükteki pozitif hukuk kuralını uygulamakla yükümlüdür. Yerel mahkemenin 'ailenin bütünlüğünün korunması', 'onarıcı adalet' gibi soyut ve hukuki temelden yoksun gerekçelerle, mağdurun ilk beyanı ve bu beyanı doğrulayan adli raporla sabit olan kasten yaralama suçunun unsurlarını (TCK m.86) yok sayarak beraat kararı vermesi, keyfi bir uygulama ve kanunu uygulamaktan kaçınma olarak değerlendirilmiştir. Hâkimin 'adalet' arayışı veya 'durumsal mantık' yürütmesi, onu kanunun emredici hükümlerinden muaf kılmaz. Hâkimin görevi, mevcut kanunlar çerçevesinde uyuşmazlığı çözmektir; kanun koyucu gibi hareket ederek kanunu tadil etmek veya uygulamamak değildir. CGK, somut delillerle suçun sübuta erdiğini belirterek, mahkûmiyet hükmü kurulması gerekirken verilen beraat kararının hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.