Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/296 E. sayılı kararında, kısa karar ile gerekçeli karar arasında ve gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki olması bozma nedeni sayılmıştır. Bu durumu, HMK m.297 (Hükmün kapsamı) ve HMK m.298/2 (Gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaması) hükümleri çerçevesinde açıklayınız. Kısa kararda yer almayan bir hususun gerekçeli kararda tartışılarak hüküm fıkrasına eklenmesi mümkün müdür?
HMK m.297, gerekçeli kararın neleri içermesi gerektiğini, özellikle 'tarafların iddia ve savunmaları, delillerin tartışılması, sabit görülen vakıalar ve hukuki sebep' gibi unsurları sayarak şeffaf ve denetlenebilir bir karar verilmesini amaçlar. HMK m.298/2 ise 'Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna (kısa karara) aykırı olamaz' diyerek, yargılamanın sonunda alenen tefhim edilen irade ile sonradan yazılan gerekçe arasında tutarlılık olmasını zorunlu kılar. Bu ilke, hukuki güvenlik ve mahkeme kararlarına güvenin temelidir. Yargıtay 11. HD'nin 2014/296 E. sayılı kararında olduğu gibi, kısa kararda hüküm altına alınmayan bir talebin (örneğin yönetim kurulu üyelerinin ücretine ilişkin kararın iptali) gerekçeli kararda tartışılıp hukuka aykırı bulunmasına rağmen hüküm fıkrasına yansıtılmaması veya tam tersi, kısa kararda yer almayan bir iptal kararının gerekçeli karara eklenmesi, açık bir çelişkidir ve mutlak bir bozma nedenidir. Tefhim edilen kısa karar, mahkemenin nihai iradesini yansıtır ve bağlayıcıdır. Gerekçeli karar, bu iradenin sebeplerini açıklayan bir belgedir; onu değiştiremez veya genişletemez. Dolayısıyla, kısa kararda yer almayan bir husus, sonradan gerekçeli kararla hükme bağlanamaz. Aksi durum, yargılamanın aleniyeti ilkesini ve tarafların hukuki öngörülebilirlik hakkını ihlal eder.