Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/889 E., 2015/2011 K. sayılı kararında, evli kadının sadece kendi kızlık soyadını kullanma talebiyle ilgili olarak, TMK m.187 hükmü ile AİHS hükümleri arasında bir çatışma olduğu kabul edilmiştir. Mahkemenin bu çatışmayı Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca AİHS lehine çözmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum, Anayasa Mahkemesi'nin daha önce TMK m.187'yi Anayasa'ya aykırı bulmayan norm denetimi kararlarıyla bir çelişki yaratır mı?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/889 E. sayılı kararı, Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrasının somut bir uygulamasını teşkil etmesi bakımından dönüm noktası niteliğindedir. Anayasa m.90/son, 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır' demektedir. YHGK, TMK m.187'nin (kadının kocasının soyadını alması zorunluluğu) AİHS'nin özel hayata saygı (m.8) ve ayrımcılık yasağı (m.14) ilkeleriyle çatıştığını tespit etmiş ve AİHM'nin (örn: Tekeli/Türkiye kararı) bu yöndeki yerleşik içtihatlarını dikkate alarak, kanun hükmü yerine doğrudan uluslararası antlaşma hükmünü uygulamıştır. Bu durum, Anayasa Mahkemesi'nin daha önce TMK m.187'yi Anayasa'ya aykırı bulmadığı (örn: E.2009/85, K.2011/49) soyut norm denetimi kararlarıyla ilk bakışta çelişkili gibi görünse de, hukuken bir çelişki yoktur. Çünkü AYM norm denetiminde kanunun Anayasa'ya uygunluğunu denetlerken, Yargıtay somut bir uyuşmazlıkta kanun ile uluslararası antlaşma arasındaki çatışmayı çözmektedir. Anayasa m.90/son, mahkemelere bu yetkiyi açıkça vermiştir. Dolayısıyla, bir kanun hükmü Anayasa'ya aykırı olmayabilir, ancak temel haklara ilişkin bir uluslararası sözleşmeye aykırı olabilir. Bu durumda mahkeme, kanunu ilga etmeden, somut olayda uygulamayarak çatışmayı uluslararası sözleşme lehine çözer. YHGK kararı, bu mekanizmanın işleyişini gösteren önemli bir örnektir.