CMK m.75 uyarınca, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının verdiği iç beden muayenesi veya vücuttan örnek alma kararının 24 saat içinde hâkim veya mahkeme onayına sunulması zorunludur. Onaylanmayan kararların hükümsüz kalacağı ve elde edilen delillerin kullanılamayacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemeyi 'delil yasakları' ve 'hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi' doktrini çerçevesinde tartışınız. Onay alınmamasının mutlak bir bozma nedeni mi, yoksa nispi bir değerlendirmeye mi tabi tutulması gerektiğini Yargıtay içtihatları bağlamında ele alınız.
CMK m.75/2'de yer alan düzenleme, temel bir hak olan vücut dokunulmazlığına savcı kararıyla yapılan müdahalenin, hâkim güvencesine bağlanmasını amaçlayan önemli bir usuli güvencedir. Kararın 24 saat içinde onaya sunulmaması veya onaylanmaması durumunda elde edilen delillerin 'kullanılamaz' hale gelmesi, mutlak bir hukuka aykırılık ve dolayısıyla bir 'delil yasağı' oluşturur. Bu durum, hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi konusunda 'mutlak değerlendirme yasağı' teorisine bir örnek teşkil eder. Yani, delilin elde edilişindeki hukuka aykırılık, delilin ispat gücünden bağımsız olarak onun hükme esas alınmasını kesinlikle engeller. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin E:2018/786, K:2018/4486 sayılı kararında da, savcı kararının hâkim tarafından onaylanması talebinin reddedilmesinin yasaya aykırı olduğuna ve bu tür usuli işlemlerin önemine vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla, savcı kararının onaya sunulmaması veya onaylanmaması, yargılamanın ilerleyen aşamalarında telafi edilebilecek nispi bir hukuka aykırılık değil, elde edilen delili ve ona dayanan sonraki tüm işlemleri geçersiz kılan mutlak bir hukuka aykırılık ve bozma nedenidir.