TCK Madde 103(1)'de cinsel istismar, '(a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış' ve '(b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar' olarak ikiye ayrılmıştır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2017/5661 E., 2018/70 K. sayılı kararında, mağdurenin 'fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamada yetersiz olduğu' yönündeki bir tıp fakültesi raporuna rağmen, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu raporunda bu yönde bir tespit olmaması nedeniyle sanık hakkında HAGB kararı verilmesi itirazı reddedilmiştir. Bu durum, 'algılama yeteneği'nin tespitinde hangi kuruma üstünlük tanındığı ve bu yeteneğin suçun vasfını nasıl etkilediği konusunda ne gibi çıkarımlar yapmamızı sağlar?
Bu sorudaki Yargıtay kararı (Y14CD 2017/5661 E., 2018/70 K.), mağdurun 'fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği'nin tespitinde farklı sağlık kuruluşlarından gelen raporlar arasındaki çelişki ve bu durumun suç vasfına etkisi açısından önemli ipuçları sunmaktadır. 1. Algılama Yeteneğinin Suç Vasfına Etkisi: - Eğer 15-18 yaş aralığındaki bir mağdurun fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemişse, ona karşı işlenen her türlü cinsel davranış TCK 103(1)(a) kapsamında cinsel istismar suçunu oluşturur ve bu suçun temel cezası 8 yıldan 15 yıla kadar hapistir. Bu durumda mağdurun rızası fiili suç olmaktan çıkarmaz ve cebir, tehdit, hile gibi unsurlar aranmaz. - Eğer aynı yaş grubundaki mağdurun bu algılama yeteneği gelişmişse, cinsel davranışın TCK 103(1)(b) kapsamında suç sayılabilmesi için cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayanması gerekir. Eğer bu unsurlar yoksa ve mağdurun rızası varsa (ve eylem cinsel ilişki değilse) cinsel istismar suçu oluşmaz. Eğer cinsel ilişki varsa ve rıza varsa, TCK 104 (reşit olmayanla cinsel ilişki) gündeme gelir ki bu suçun cezası TCK 103'e göre daha hafiftir ve şikayete bağlıdır. - Dolayısıyla, algılama yeteneğinin varlığı veya yokluğu, suçun TCK 103(1)(a) mı, TCK 103(1)(b) mi, yoksa TCK 104 kapsamında mı kalacağını belirleyerek hem suçun unsurlarını hem de ceza miktarını ve hatta HAGB gibi kurumların uygulanabilirliğini (TCK 103(1)(a)'nın cezasının HAGB sınırını aşması nedeniyle) doğrudan etkiler. 2. Raporlar Arasındaki Çelişki ve Kurumların Önceliği: - Yargıtay kararında, İstanbul Tıp Fakültesi raporunda mağdurun 'fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamada yetersiz olduğu' belirtilmesine rağmen, Adli Tıp Kurumu (ATK) 6. İhtisas Kurulu raporunda bu yönde bir tespite yer verilmemesi dikkate alınmıştır. Yargıtay, ATK raporunu esas alarak, mağdurun algılama yeteneğinin gelişmediğine dair kesin bir bulgu olmadığı sonucuna varmış ve dolayısıyla sanığın eyleminin TCK 104 (reşit olmayanla rızayla cinsel ilişki) kapsamında kaldığını ve bu suçtan verilen HAGB kararının doğru olduğunu ima etmiştir (itirazı reddederek). - Bu durum, ceza yargılamasında, özellikle uzmanlık gerektiren konularda Adli Tıp Kurumu raporlarına genellikle daha fazla ağırlık verildiğini göstermektedir. ATK, Ceza Muhakemesi Kanunu ve kendi özel kanunu uyarınca adli konularda bilirkişilik yapmakla görevli resmi ve üst bir kurumdur. Üniversite hastanelerinden alınan raporlar da değerli olmakla birlikte, çelişki halinde veya daha kapsamlı bir değerlendirme gerektiğinde ATK'dan görüş alınması ve ATK raporunun genellikle nihai belirleyici olarak kabul edilmesi yaygın bir uygulamadır. Sonuç olarak, mağdurun 'fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği'nin tespiti, suçun doğru bir şekilde vasıflandırılması ve adil bir ceza tayini için hayati öneme sahiptir. Bu tespit genellikle uzman hekim raporlarıyla yapılır ve çelişkili raporlar durumunda Adli Tıp Kurumu'nun görüşü belirleyici olma eğilimindedir.