AİHM, Akgün/Türkiye davasında, başvuranın tutuklanmasının Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ihlal ettiğine karar verirken, tutukluluğu haklı gösteren 'uygun ve yeterli gerekçelerin' bulunup bulunmadığını nasıl değerlendirmiştir? 'Makul şüphe'nin yokluğu tespiti bu sonuca nasıl etki etmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #145416

AİHM, Akgün/Türkiye davasında, başvuranın tutuklanmasının Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrasını (bir yargıç önüne çıkarılma ve makul sürede yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkı) ihlal ettiğine karar verirken, tutukluluğun haklı gösterilmesine ilişkin temel ilkeleri hatırlatmıştır. Bu ilkeler, tutukluluğun devamı için sadece makul şüphenin sürmesinin yeterli olmadığını, aynı zamanda özgürlükten yoksun bırakmayı haklı kılan spesifik gerekçelerin (örneğin, kaçma riski, delilleri karartma riski, kamu düzenini bozma riski) de ulusal mahkemelerce 'uygun ve yeterli' bir şekilde ortaya konulması gerektiğini içerir. Akgün davasındaki değerlendirme şu şekildedir: 1. Makul Şüphenin Önemi: Mahkeme, öncelikle Sözleşme'nin 5/1(c) bendi uyarınca bir suç işlendiğine dair 'makul şüphe'nin varlığının, bir tutukluluğun yasallığının olmazsa olmaz (sine qua non) bir koşulu olduğunu vurgulamıştır. 2. Makul Şüphenin Yokluğu Tespiti: Davanın önceki bölümlerinde Mahkeme, Akgün'ün tutuklandığı sırada, kendisine isnat edilen suçu işlediğine dair 'makul şüphe'yi haklı kılacak yeterli olgu ve bilginin bulunmadığı sonucuna varmıştı (ByLock kullanımına dair sunulan delilin yetersizliği ve hâkimin o tarihteki bilgi düzeyi nedeniyle). 3. Gerekçelerin Değerlendirilmesi: Mahkeme, 'makul şüphe'nin yokluğunu tespit ettikten sonra, tutukluluğun devamını haklı kılacak diğer gerekçelerin (kaçma riski, delil karartma riski vb.) varlığını ayrıca derinlemesine incelememiştir. Çünkü 'makul şüphe' koşulu karşılanmadığında, tutukluluğun diğer potansiyel gerekçelerle haklı gösterilmesi zaten mümkün değildir. 4. Sonuç: Mahkeme, 'makul şüphe'nin bulunmadığı tespitinden hareketle, başvuranın tutukluluğunun başlangıçtan itibaren Sözleşme'nin 5. maddesine aykırı olduğunu ve dolayısıyla 5. maddenin 3. fıkrası anlamında tutukluluğu haklı kılacak 'uygun ve yeterli gerekçelerin' de bulunmadığı sonucuna varmıştır. Diğer bir deyişle, eğer bir tutuklama en baştan 'makul şüphe'ye dayanmıyorsa, o tutukluluğun devamı için sunulacak diğer gerekçeler de (kaçma riski vs.) hukuki temelden yoksun kalır. Bu nedenle, makul şüphenin yokluğu tespiti, 5/3. madde ihlali sonucuna doğrudan etki etmiştir. Mahkeme, 'Bu sebeplerin [makul şüphe] mevcut olmaması nedeniyle Mahkeme, tutuklamanın gerekçesiz oluşu iddiasıyla ilgili olarak Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği kanaatindedir.' ifadesiyle bu bağlantıyı net bir şekilde kurmuştur.