AİHM Akgün/Türkiye davasında (Başvuru No. 19699/18), Mahkeme Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi açısından 'makul şüphe' değerlendirmesi yaparken, başvuranın tutuklandığı tarihte ulusal yargı organlarının ByLock uygulamasının niteliği hakkındaki bilgi düzeyini nasıl ele almıştır ve bu durum sonuca nasıl etki etmiştir?
AİHM, Akgün/Türkiye davasında, Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca 'makul şüphe'nin varlığını değerlendirirken, tutuklamaya karar veren ulusal hâkimin, karar anında ByLock uygulamasının niteliği hakkında yeterli ve spesifik bilgiye sahip olup olmadığına odaklanmıştır. Mahkeme şu tespitleri yapmıştır: 1. Bilgi Düzeyi: Başvuran Akgün'ün 17 Ekim 2016'da tutuklandığı tarihte, Hükümet tarafından sunulan ve ByLock'un münhasıran FETÖ/PDY üyelerince kullanıldığına dair detaylı analizler içeren Yargıtay kararları, Anayasa Mahkemesi kararları ve uzman raporlarının çoğu henüz mevcut değildi. Mahkeme, özellikle HSYK'nın Ağustos 2016 tarihli meslekten çıkarma kararlarını dikkate alsa da, bu kararların ByLock'un 'münhasıran' FETÖ/PDY tarafından kullanıldığı sonucuna varmak için yeterli spesifiklikte ve kesinlikte olmadığını belirtmiştir. Şifreli bir iletişim aracının kullanılmasının tek başına suç teşkil etmediğini, ek unsurlarla desteklenmesi gerektiğini vurgulamıştır. 2. Delilin Niteliği: Başvuranın tutuklanmasına dayanak olan tek delil, ByLock 'kırmızı liste'de olduğuna dair tarihsiz ve yazarı belirsiz, içeriği açıklanmayan tek sayfalık bir tespitti. Bu belge, iddia edilen kullanımın tarihleri, sıklığı veya içeriği hakkında hiçbir detay sunmuyordu. 3. Sonuca Etkisi: Mahkeme, tutuklama kararını veren Sulh Ceza Hâkimliği'nin, başvuranın tutuklandığı tarihte, ByLock'un niteliği hakkında, bu uygulamanın münhasıran FETÖ/PDY örgütü üyeleri arasında iç iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığı kesin sonucuna varmak için yeterli bilgiye sahip olmadığı kanaatine varmıştır. Sadece ByLock kullanıcısı olduğunu belirten belgenin, tek başına, objektif bir gözlemciyi ilgili kişinin isnat edilen suçu işlediğine ikna edebilecek 'makul şüphe' oluşturmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla, ulusal yargı organlarının o tarihteki bilgi düzeyi ve sunulan delilin yetersizliği, 'makul şüphe' koşulunun karşılanmadığı sonucuna yol açmış ve Sözleşme'nin 5/1. maddesinin ihlal edildiğine hükmedilmiştir.