Yargıtay içtihatları ışığında, TCK Madde 53(1) kapsamındaki hak yoksunlukları ile TCK Madde 53(5) kapsamındaki hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanması tedbiri arasında 'aleyhe bozma yasağı' (CMUK 326/son) açısından nasıl bir ayrım yapılmaktadır? YCGK 2021/26 E., 2023/478 K. sayılı kararı bu konuda hangi kriterleri ortaya koymuştur?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2021/26 E., 2023/478 K. sayılı kararı ve yerleşik içtihatlara göre, bu iki fıkra arasında 'aleyhe bozma yasağı' açısından önemli bir ayrım bulunmaktadır: 1. TCK Madde 53(1)'deki hak yoksunlukları: Bunlar, kasten işlenmiş bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin 'kanuni ve doğal sonucu' olarak kabul edilir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesi kararında TCK 53(1) uygulanmamış olsa bile, aleyhe temyiz olmasa dahi Yargıtay tarafından bu eksikliğin infaz aşamasında gözetilebileceği belirtilir ve bu durum aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilmez. Yani, hükümde gösterilmemiş olsa bile bu yoksunluklar uygulanabilir. 2. TCK Madde 53(5)'teki hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanması: Bu, mahkûmiyetin kanuni sonucu olmayıp, hâkimin ayrıca ve açıkça hükmetmesi gereken bir 'güvenlik tedbiri' niteliğindedir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, cezanın infazından sonra etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasından yasaklanmasına 'ayrıca hükmedilmesi' öngörülmüştür. Bu nedenle, TCK 53(5)'in uygulanabilmesi için hükümde açıkça gösterilmesi ve süresinin belirlenmesi gerekir. Eğer ilk derece mahkemesi TCK 53(5)'i uygulamamışsa ve aleyhe temyiz yoksa, Yargıtay bu eksikliği kendiliğinden gideremez veya bu nedenle bozma yapamaz; çünkü bu durum CMUK 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hak teşkil eder ve aleyhe bozma yasağına tabi olur. YCGK'nın anılan kararı, TCK 53/5'in mahkûmiyetin yasal sonucu olmadığını ve bu nedenle aleyhe bozma yasağına konu olacağını açıkça vurgulamıştır.