AİHM, Akgün/Türkiye kararında, tutuklamaya dayanak olan ByLock kullanımına ilişkin delilin MİT tarafından elde edilmesini ve bunun bir istihbarat faaliyeti olmasını, Sözleşme'nin 5. maddesi açısından nasıl değerlendirmiştir? İstihbarat faaliyetlerinin ceza yargılamasındaki rolüne ilişkin AİHM'in yaklaşımını özetleyiniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #145369

AİHM, Akgün/Türkiye kararında, ByLock delilinin MİT tarafından elde edilmesini kategorik olarak hukuka aykırı bulmamıştır. Mahkeme, özellikle terörle mücadele gibi karmaşık ve tehlikeli alanlarda devletlerin, vatandaşlarını ve demokratik düzeni korumak için istihbarat servislerine başvurmasının meşru ve hatta gerekli olduğunu kabul etmektedir (Akgün kararı, para. 140-142). AİHM'in yaklaşımı, istihbarat faaliyetlerinin ceza yargılamasında kullanılmasına mutlak bir yasak getirmek değil, bu kullanımın Sözleşme'de güvence altına alınan temel hakları (özellikle adil yargılanma ve özgürlük hakkı) ihlal etmeyecek şekilde sınırlanması ve denetlenmesi gerektiği yönündedir. Akgün kararındaki sorun, delilin kaynağının MİT olmasından ziyade, bu istihbari bilginin ceza yargılamasına 'ham' ve 'denetlenemez' bir şekilde sunulmasıdır. AİHM'e göre, bir istihbarat bilgisi, bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına temel olacaksa, bu bilginin en azından adli bir makam tarafından denetlenebilecek, objektif ve somut verilere dayanması gerekir. Salt bir istihbarat 'tespiti' veya 'sonucu', doğrulanabilir olgularla desteklenmedikçe, Sözleşme'nin 5. maddesinin gerektirdiği 'makul şüphe' standardını karşılamaz. Dolayısıyla AİHM, istihbaratın rolünü reddetmez, ancak bu rolün adli süreçlerde keyfiliğe yol açmaması için hukuki güvencelerle çevrelenmesi gerektiğini vurgular.