AİHM, Akgün/Türkiye kararında, başvuranın tahliye edilmesini değil, sadece Sözleşme'nin ihlal edildiğine ve tazminata hükmetmiştir. Bunun temel nedeni nedir? AİHM'in bir ihlal kararı vermesi, ulusal mahkemelerin sanığı serbest bırakması gerektiği anlamına mı gelir?
AİHM'in başvuranın tahliyesine karar vermemesinin temel nedeni, AİHM'in bir 'dördüncü derece' mahkeme olmaması ve ulusal mahkemelerin yerine geçerek karar verme yetkisinin bulunmamasıdır. AİHM'in görevi, Sözleşme'ye taraf devletlerin Sözleşme'den doğan yükümlülüklerine uyup uymadığını denetlemektir. Bir ihlal tespit ettiğinde, bu ihlalin sonuçlarını belirler ve genellikle adil bir tazminata hükmeder. AİHM'in bir ihlal kararı, ulusal mahkemelerin sanığı otomatik olarak serbest bırakması gerektiği anlamına gelmez. Ancak, Sözleşme'nin 46. maddesi uyarınca, taraf devletler AİHM'in kesinleşmiş kararlarına uymakla yükümlüdür. Bu 'uyma yükümlülüğü', ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için gerekli tedbirlerin alınmasını gerektirir. Akgün davasında ihlal, tutuklamanın başlangıcındaki 'makul şüphe' eksikliğine dayanmaktadır. Karar verildiği sırada Akgün zaten tahliye edilmişti. Eğer tutuklu olsaydı, Türk makamlarının AİHM kararını dikkate alarak, tutukluluğun devam edip etmeyeceğini yeniden değerlendirmesi ve ihlali giderecek bir karar alması (örneğin, yeni bir delil yoksa tahliye etmesi) gerekirdi. AİHM, tahliye gibi spesifik bir tedbiri emretmek yerine, ihlali tespit eder ve sonucu ulusal makamların takdirine ve uyma yükümlülüğüne bırakır.