Akgün/Türkiye kararında, başvuranın ByLock kullanıcısı olduğunun 'kırmızı' listede yer almasıyla tespit edildiği belirtilmiştir. Bu 'kırmızı liste' ne anlama gelmektedir ve yargısal uygulamada bu tür renk kodlamalarının hukuki bir dayanağı var mıdır?
Metinlerde 'kırmızı listenin' tanımı veya hukuki dayanağı doğrudan yer almamakla birlikte, Akgün davası ve benzeri davalardaki yargısal pratikten yola çıkarak şu yorum yapılabilir: 'Kırmızı, turuncu, mavi' gibi renk kodlamaları, soruşturma makamlarının (MİT veya EGM) ByLock kullanıcılarını, uygulamayı kullanım yoğunluklarına ve örgütsel faaliyetle ilişki düzeylerine göre sınıflandırmak için geliştirdiği idari bir tasnif yöntemidir. Bu kodlamanın yasal bir dayanağı yoktur, tamamen soruşturma birimlerinin kendi iç analiz ve sınıflandırma pratiğidir. Genellikle kabul edilen anlamları şöyledir: - Kırmızı: Uygulamayı en yoğun kullanan, sık sık giriş yapan, mesajlaşma trafiği yüksek ve muhtemelen örgütsel pozisyonu daha önemli olan kullanıcıları ifade eder. - Turuncu: Orta düzeyde kullanıcıları ifade eder. - Mavi: Uygulamaya az sayıda giriş yapmış veya kullanım yoğunluğu düşük olan 'gerçek kullanıcıları' ifade eder. 'Mor Beyin' gibi yazılımlar nedeniyle yanlışlıkla ByLock sunucularına yönlendirilen kişiler ise bu listelerin tamamen dışındadır. Hukuki açıdan, bu renk kodlamalarının tek başına bir delil değeri yoktur. Bir kişinin kırmızı listede olması, onun suçlu olduğunu değil, sadece soruşturma makamlarının analizine göre 'yoğun kullanıcı' olduğunu gösteren bir iddiadır. AİHM'in Akgün kararındaki yaklaşımı da bu yöndedir. AİHM, bu tür bir idari sınıflandırmanın (kırmızı liste), içeriği ve dayanağı denetlenemediği sürece, tek başına 'makul şüphe' oluşturmak için yeterli olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla, bu renk kodları hukuki değil, idari birer nitelemedir ve mahkemeler tarafından delil olarak kabul edilirken içeriğinin ve dayandığı verilerin sorgulanması gerekir.