TCK m. 103/1-a ve TCK m. 103/1-b arasındaki ayrım, 15 yaşını tamamlamış bir çocuğun 'fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği'nin gelişmemiş olması durumunda nasıl bir pratik sonuç doğurur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #145321

Bu ayrım, 15-18 yaş grubundaki bir çocuğa karşı işlenen cinsel suçlarda 'rıza'nın hukuki geçerliliğini belirlemesi açısından kritik bir pratik sonuç doğurur. Normalde, TCK m. 103/1-b'ye göre, 15-18 yaş grubundaki bir çocuğa karşı cinsel davranışın suç teşkil etmesi için 'cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden'in varlığı gerekir. Yani bu yaş grubundaki çocuğun rızası, eylemi suç olmaktan çıkarabilir (TCK m. 104 hariç). Ancak, TCK m. 103/1-a'daki '...veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan...' ifadesi bu durumu değiştirir. Eğer 15 yaşını tamamlamış (örneğin 16 yaşında) bir çocuğun, zihinsel veya ruhsal bir engel nedeniyle maruz kaldığı cinsel eylemin hukuki anlamını ve sonuçlarını kavrayamadığı bir adli tıp raporuyla tespit edilirse, bu çocuk hukuken '15 yaşını tamamlamamış' bir çocuk gibi muamele görür. Bu durumda, çocuğun rızası olsa dahi bu rıza hukuken geçersiz sayılır. Eylemin gerçekleşmesi için cebir, tehdit veya hile aranmaz. Mağdura karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, doğrudan TCK m. 103/1-a kapsamında cinsel istismar suçunu oluşturur. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2017/5661 sayılı kararında da, mağdurenin bu yeteneğe sahip olup olmadığına ilişkin raporun suçun vasıflandırılmasındaki önemi vurgulanmıştır.