Akgün/Türkiye kararında, başvuranın soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlandığı iddiası temelinde Sözleşme'nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. AİHM'in bu sonuca ulaşmasındaki kilit gerekçe neydi ve bu karar, AİHM'in Türkiye'ye karşı verdiği diğer 'dosyaya erişim kısıtlaması' kararlarından hangi yönüyle ayrılmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #145294

AİHM'in Akgün/Türkiye kararında Sözleşme'nin 5/4. maddesini ihlal bulmasının kilit gerekçesi, tutuklamanın dayandığı 'tek ve münhasır delile' erişimin tamamen engellenmesi ve bu durumun 'silahların eşitliği' ilkesini ortadan kaldırmasıdır. Karar, diğer dosya kısıtlama kararlarından şu yönüyle ayrılır: 1) Delilin Niteliği ve Tekliği: Akgün'ün tutukluluğu, sadece 'ByLock kullandığına' dair bir tespite dayanıyordu. Bu, aleyhindeki tek delildi. Diğer birçok davada ise, kısıtlama kararı olsa dahi, şüpheliler sorguları sırasında birden fazla delil (tanık beyanları, fiziki takip tutanakları vb.) hakkında bilgilendirilmekte ve bunlara karşı savunma yapma imkanı bulmaktaydı. 2) Etkili İtiraz İmkanının Yokluğu: Akgün, ByLock kullandığı iddiasını reddetmekteydi. Ancak bu iddianın temelini oluşturan dijital verilere, raporlara veya bu sonuca nasıl ulaşıldığına dair hiçbir bilgiye erişemediği için, tutukluluğunun yasallığına karşı 'etkili bir şekilde' itiraz etme imkanından mahrum kalmıştır (para. 202-203). Savcılık bir iddiada bulunuyor, ancak bu iddianın temelini gizliyordu. Bu durum, başvuranı savunma hakkı açısından savcılık karşısında bariz bir dezavantajlı konuma sokmuştur. AİHM, diğer davalarda kısıtlamaya rağmen ihlal bulmamasının sebebini, başvuranların tutukluluklarına temel olan unsurlardan 'yeterli düzeyde' haberdar olmaları ve itiraz haklarını kullanabilmeleri olarak açıklamıştı (bkz. Ceviz/Türkiye). Akgün davasında ise bu 'yeterli düzeyde bilgi' mevcut değildi, çünkü tek delilin kendisi gizliydi.