AİHM, Akgün/Türkiye kararında, başvuranın tutukluluğunun Sözleşme m. 5/1'e aykırı olduğuna karar verirken, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin ByLock kullanımını terör örgütü üyeliği için 'kuvvetli delil' sayan kararlarını neden bağlayıcı olarak görmemiştir? AİHM'in ulusal mahkeme kararlarına yaklaşımı nasıldır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #145251

AİHM, ulusal mahkeme kararlarını ve ulusal hukuku yorumlama yetkisini saygıyla karşılar, ancak bu kararların Sözleşme standartlarına uygunluğunu denetleme yetkisini saklı tutar. AİHM'in Yargıtay ve AYM kararlarını bağlayıcı görmemesinin nedenleri şunlardır: 1) Sözleşme'nin Özerk Yorumu: AİHM, Sözleşme'de yer alan 'makul şüphe' gibi kavramları, ulusal hukuktan bağımsız olarak 'özerk' bir şekilde yorumlar. Bir delilin ulusal hukuka göre 'kuvvetli delil' sayılması, onun otomatik olarak AİHM'in 'makul şüphe' standardını karşıladığı anlamına gelmez. 2) İnceleme Zamanı Farklılığı: AİHM, 'makul şüphe'nin varlığını, tutuklama kararının verildiği 'an' itibarıyla mevcut olan delillere göre değerlendirir. Akgün kararında AİHM, Yargıtay ve AYM'nin 'kuvvetli delil' sonucuna varırken dayandığı detaylı teknik raporların ve analizlerin, başvuranın tutuklanmasından 'sonra' ortaya çıktığını tespit etmiştir (para. 169). Dolayısıyla, bu kararlar tutuklama anındaki şüphenin makuliyetini kanıtlamak için kullanılamazdı. 3) Somut Olay Değerlendirmesi: AİHM, genel ve soyut kurallardan ziyade, her davanın kendi somut koşullarını inceler. Yargıtay ve AYM, ByLock'u genel olarak bir delil türü olarak değerlendirirken, AİHM, Akgün'ün tutuklanması sırasında hakimin önünde bulunan spesifik delilin (tek sayfalık, dayanağı belirsiz rapor) yeterliliğini sorgulamıştır. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin hukuki nitelemelerine saygı duymakla birlikte, bu nitelemelerin dayandığı olgusal temelin Sözleşme'nin asgari standartlarını karşılayıp karşılamadığını denetler. Akgün davasında, tutuklama anındaki olgusal temelin bu standardı karşılamadığına karar vermiştir.