Sanık, maktulü kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanmaktadır. Olayda, maktulün sanığa yönelik ağır haksız tahrik oluşturan eylemleri olduğu sabittir. Mahkeme, TCK m. 81, 35 ve 29. maddelerini uygulayarak sanığa ceza vermiştir. Ancak sanık müdafii, 'meşru savunma' koşullarının oluştuğunu iddia etmektedir. Meşru savunma ile haksız tahrik arasındaki temel farklar nelerdir ve somut olayda meşru savunma neden kabul edilmemiş olabilir?
Meşru savunma (TCK m. 25/1) ile haksız tahrik (TCK m. 29) arasındaki temel farklar şunlardır: 1) Hukuki Nitelik: Meşru savunma bir 'hukuka uygunluk' nedenidir. Varlığı halinde fiil suç olmaktan çıkar ve faile ceza verilmez. Haksız tahrik ise bir 'kusurluluğu azaltan' nedendir. Fiilin suç olma niteliğini ortadan kaldırmaz, sadece failin kusurunu azalttığı için cezada indirim yapılmasını gerektirir. 2) Saldırının Niteliği: Meşru savunmada, faile veya başkasına yönelik 'gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırı' vardır. Saldırı o an mevcuttur. Haksız tahrikte ise saldırı genellikle sona ermiştir ve fail, bu geçmiş saldırının yarattığı 'hiddet veya şiddetli elem' altında tepki vermektedir. 3) Savunmanın Niteliği: Meşru savunmada, failin eylemi, saldırıyı defetmeye yönelik bir 'savunma' niteliğindedir. Haksız tahrikte ise failin eylemi bir savunma değil, bir 'karşı saldırı' veya 'tepki' niteliğindedir. 4) Orantılılık: Meşru savunmada, savunma ile saldırı arasında 'orantı' bulunması gerekir. Orantının aşılması durumunda, duruma göre TCK m. 27 (sınırın aşılması) gündeme gelir. Haksız tahrikte ise böyle bir orantı şartı aranmaz. Somut olayda meşru savunmanın kabul edilmemiş olmasının muhtemel nedeni, saldırının sona ermiş olması veya sanığın tepkisinin 'savunma' sınırlarını aşarak bir 'karşı saldırı'ya dönüşmüş olmasıdır. Örneğin, maktulün saldırısı sona erdikten sonra sanığın peşinden gidip onu yaralaması veya saldırıyı defedecek ölçüden çok daha ağır bir şiddet kullanması, eylemi meşru savunma kapsamından çıkarıp haksız tahrik kapsamına sokar.