Bir sanık hakkında hem kasten öldürme suçundan (TCK m. 81) hem de kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan (TCK m. 109) dava açılmıştır. Sanığın, maktulü bir eve kilitleyip üç gün boyunca alıkoyduktan sonra öldürdüğü anlaşılmıştır. Bu durumda suçların içtimaı nasıl değerlendirilmelidir?
Bu durumda, her iki suç da oluşmuş sayılır ve 'gerçek içtima' kuralları uygulanır. Yani sanık, hem kasten öldürme suçundan hem de kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ayrı ayrı cezalandırılır. Bunun nedeni, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eyleminin, öldürme suçunun işlenmesi için gerekli olan anlık ve zorunlu hareket özgürlüğü kısıtlamasının çok ötesine geçmesidir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, hürriyeti kısıtlama eylemi, öldürme fiilinin işlenişine hizmet eden ve onunla sınırlı kalan kısa süreli bir eylem ise (örneğin, boğuşma sırasında tutma), öldürme suçu içinde erir ve ayrıca TCK m. 109'dan ceza verilmez. Ancak sorudaki olayda, maktulün üç gün boyunca alıkonulması, öldürme eyleminin süresini ve niteliğini aşan, kendi başına bağımsız bir haksızlık oluşturan bir eylemdir. Bu alıkoyma, öldürme suçunun bir unsuru değil, ondan bağımsız olarak mağdurun özgürlük hakkını ihlal eden ayrı bir suçtur. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2016/2583 E. sayılı kararında da benzer bir durumda, 3 gün süren alıkoyma sonrası öldürme eyleminde, sanıklar hakkında hem kişiyi hürriyetinden yoksun kılma hem de kasten öldürme suçlarından ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiği belirtilmiştir.