Akgün/Türkiye kararında AİHM'in Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. ve 4. fıkralarının ihlal edildiğine dair kararına Yargıç Saadet Yüksel'in karşı oyu bulunmaktadır. Bu karşı oyun temel argümanları neler olabilir?
Metinde Yargıç Saadet Yüksel'in karşı oyunun gerekçesi belirtilmemekle birlikte, AİHM kararlarındaki tipik karşı oy argümanları ve davanın bağlamı dikkate alındığında, olası temel argümanlar şunlar olabilir: 1) İkincillik İlkesi ve Takdir Marjı: Karşı oy, ulusal mahkemelerin delilleri değerlendirmede AİHM'den daha iyi bir konumda olduğunu ve özellikle terörle mücadele gibi hassas konularda devletlerin daha geniş bir 'takdir marjına' sahip olması gerektiğini savunabilir. ByLock'un niteliği konusundaki değerlendirmenin, ulusal yargı organlarının (Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi) detaylı analizlerine bırakılması gerektiği, AİHM'in bu değerlendirmeyi ikame etmemesi gerektiği ileri sürülebilir. 2) Makul Şüphenin Bağlamsal Değerlendirilmesi: Karşı oy, 'makul şüphe' standardının, darbe girişimi sonrası yaşanan olağanüstü koşullar ve FETÖ/PDY'nin gizli ve karmaşık yapısı gibi 'davanın genel bağlamı' içinde daha esnek yorumlanması gerektiğini iddia edebilir. Bu bağlamda, bir istihbarat belgesinin, normal zamanlarda yetersiz kalsa bile, bu özel koşullar altında bir tutuklama için yeterli bir başlangıç şüphesi oluşturabileceği savunulabilir. 3) Kümülatif Bilgi: Karşı oy, tutuklama kararını veren hakimin, dosyada somut olarak yer almasa da, o dönemde kamuoyuna ve adli çevrelere yansıyan genel bilgiler (diğer soruşturmalar, itiraflar, HSYK kararları) ışığında ByLock'un niteliği hakkında 'yeterli bilgiye' sahip olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ileri sürebilir. AİHM'in sadece dosya içeriğiyle sınırlı kalmasının aşırı formalist bir yaklaşım olduğu iddia edilebilir. 4) Etkili İtiraz Hakkı (m. 5/4): Karşı oy, başvuranın ve avukatının sorgu sırasında ByLock suçlamasından haberdar edildiğini ve buna karşı savunma yaptıklarını, bu durumun tutukluluğa itiraz için 'asgari' düzeyde yeterli bir bilgilendirme olduğunu ve silahların eşitliği ilkesinin özünün zedelenmediğini savunabilir. AİHM'in daha önceki (ihlal bulmadığı) kısıtlama kararlarındaki yaklaşımın bu dava için de geçerli olması gerektiği belirtilebilir.