Akgün/Türkiye kararında, başvuranın tutuklanmasına dayanak olan delilin MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) tarafından elde edilmiş olması, AİHM'in makul şüphe değerlendirmesinde nasıl bir rol oynamıştır? AİHM, istihbarat verilerinin delil olarak kullanılmasına kategorik olarak karşı mıdır?
AİHM, istihbarat verilerinin delil olarak kullanılmasına kategorik olarak karşı değildir. Mahkeme, özellikle terörle mücadele gibi karmaşık alanlarda devletlerin istihbarat servislerine başvurmasının meşru ve gerekli olduğunu kabul etmektedir (Akgün kararı, para. 140-142, Klass ve diğerleri/Almanya kararına atıfla). Ancak AİHM, bu tür verilerin bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına temel oluşturması durumunda, Sözleşme'nin 5. maddesinin getirdiği güvencelerin sağlanmasını zorunlu kılar. Akgün kararında MİT tarafından elde edilen delilin rolü şu şekilde değerlendirilmiştir: AİHM'in eleştirisi, delilin MİT tarafından elde edilmesinden ziyade, bu delilin ulusal mahkemeye 'sunuluş biçimi' ve 'içeriğinin yetersizliği' üzerinedir. Sulh Ceza Hakimliğine sunulan belge, MİT'in bir 'sonucu' veya 'tespiti' idi, ancak bu sonuca nasıl ulaşıldığını gösteren, denetlenebilir ve doğrulanabilir hiçbir veri veya analizi içermiyordu. AİHM'e göre, bir istihbarat raporu veya verisi, bir tutuklama için 'makul şüphe' temeli olacaksa, en azından tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek asgari düzeyde somut bilgi ve olgu içermelidir. Raporun kaynağının bir istihbarat servisi olması, onu adli denetimden muaf kılmaz. Sonuç olarak, AİHM, MİT verilerinin kullanılmasına değil, bu verilerin somut, spesifik ve doğrulanabilir bir içerikten yoksun olarak, soyut bir iddia şeklinde sunulmasına ve bunun tek başına bir tutuklama gerekçesi yapılmasına karşı çıkmıştır.