5275 sayılı Kanun m. 14/2-d uyarınca, İcra ve İflas Kanunu gereğince 'tazyik hapsine' tabi tutulanların cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir. Tazyik hapsinin hukuki niteliği (bir ceza olmayıp, bir zorlama tedbiri olması) ile bu düzenleme arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu kişilerin, adi suçlardan mahkum olan hükümlülerle aynı statüde kapalı cezaevine konulmamasının 'ratio legis'i nedir?
Tazyik hapsi, bir suçun karşılığı olan bir 'ceza' değil, bir kişinin belirli bir yükümlülüğü (örneğin nafaka ödeme, mal beyanında bulunma) yerine getirmesini sağlamak amacıyla uygulanan bir 'zorlama tedbiri'dir. Hukuki niteliği cezadan farklıdır; adli sicile işlemez, koşullu salıverilme veya erteleme gibi ceza hukuku kurumlarına tabi değildir ve amacı kişiyi cezalandırmak değil, yükümlülüğünü ifaya zorlamaktır. Bu kişilerin doğrudan açık cezaevine alınmasının ardındaki 'ratio legis' (kanunun amacı), tazyik hapsinin bu özel niteliğiyle doğrudan ilişkilidir. Kanun koyucu, bir suç işlemedikleri halde sadece bir hukuki yükümlülüğü yerine getirmedikleri için özgürlüğü kısıtlanan bu kişileri, adi suçlardan hüküm giymiş ve potansiyel olarak tehlikeli olabilecek mahkumlarla aynı, sıkı güvenlikli kapalı cezaevi ortamına koymayı orantısız ve haksız bulmuştur. Açık cezaevinin daha az katı kurallara sahip olması, hükümlülerin çalışma imkanlarının bulunması ve sosyal hayata daha yakın olması, tazyik hapsinin 'zorlama' amacına daha uygun görülmüştür. Bu düzenleme, ceza ve tedbir arasındaki farkı infaz rejimine yansıtarak, 'orantılılık' ilkesine uygun bir çözüm getirmeyi hedefler.