Boşanmada kusur olarak kabul edilen 'güven sarsıcı davranış' ile 'zina' arasındaki temel fark nedir? Yargıtay'ın, bir eşin karşı cinsten biriyle sürekli ve gece geç saatlerde mesajlaşmasını veya samimi fotoğraflar çektirmesini 'zina' olarak değil de 'güven sarsıcı davranış' olarak nitelendirmesinin hukuki sebebi nedir?
İki kavram arasındaki temel fark, 'cinsel birleşme' olgusunun varlığı veya yokluğudur. **Zina (TMK m. 161),** evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin, eşi olmayan bir başkasıyla 'cinsel birleşmede' bulunmasıdır. Zina, ispatı halinde mutlak ve özel bir boşanma sebebidir; mahkeme başka bir değerlendirme yapmaksızın boşanmaya karar verir ve bu, zina yapan eşin tam kusurlu sayılmasını gerektirir. **Güven Sarsıcı Davranış** ise, cinsel birleşme olgusu ispatlanamasa dahi, bir eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı, diğer eşin güvenini temelden sarsan ve toplumun sadakat anlayışıyla bağdaşmayan her türlü tutumudur. Yargıtay'ın, bir eşin karşı cinsten biriyle sürekli, gece geç saatlerde ve samimi içerikli mesajlaşmasını veya samimi pozlar vermesini 'güven sarsıcı davranış' olarak nitelendirmesinin hukuki sebebi, bu eylemlerin tek başına 'cinsel birleşmenin' varlığını kesin olarak kanıtlamamasıdır. Ceza hukukundaki 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesine benzer şekilde, boşanma hukukunda da zina gibi ağır bir ithamın kesin ve şüpheye yer bırakmayan delillerle ispatı gerekir. Bu tür samimi davranışlar, sadakat yükümlülüğünün açık bir ihlali ve evlilik birliğini temelinden sarsan (TMK m. 166/1) ağır bir kusur olmasına rağmen, zinanın maddi unsuru olan cinsel birleşme kanıtlanamadığı için, daha genel bir kavram olan 'güven sarsıcı davranış' olarak kabul edilmektedir.