HMK m. 47'de düzenlenen, Devlet aleyhine açılan tazminat davalarının Yargıtay'da görülmesi usulü, Anayasa'da güvence altına alınan 'kanuni hakim güvencesi' ve 'iki dereceli yargılanma hakkı' ilkeleriyle nasıl bir ilişki içindedir? Bu özel yargılama yolunun meşruiyetini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #142230

HMK m. 47'deki düzenleme, ilk bakışta bu iki ilkeyle çelişiyor gibi görünebilir. 'Kanuni hakim güvencesi' (Anayasa m. 37), kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağını ifade eder. 'İki dereceli yargılanma hakkı' ise, bir uyuşmazlığın en az iki farklı yargı mercii tarafından incelenmesi hakkıdır. HMK m. 47, bu davaları doğrudan en üst yargı merciine taşıyarak, davayı genel görevli mahkemelerden (asliye hukuk) alır ve ilk derece incelemesiyle temyiz incelemesi arasındaki istinaf yolunu ortadan kaldırır. Bu özel yargılama yolunun meşruiyeti şu şekilde savunulabilir: 1) **Kanunilik:** Kanuni hakim güvencesi, mahkemelerin görevlerinin 'kanunla' kurulmasını gerektirir. HMK m. 47 de bir kanun hükmüdür ve bu davalar için görevli mahkemeyi önceden ve soyut olarak belirlemiştir. Dolayısıyla, kişiye veya olaya özgü bir mahkeme tayini söz konusu olmadığından, kanuni hakim ilkesi ihlal edilmez. 2) **Nitelikli Yargılama:** Madde gerekçesinde belirtildiği gibi, hakimlerin sorumluluğuna ilişkin davalar sıradan tazminat davaları değildir ve yargı bağımsızlığı ile yakından ilgilidir. Bu tür hassas davaların, en tecrübeli ve yüksek rütbeli hakimlerden oluşan Yargıtay tarafından görülmesi, yargılamanın daha özenli ve güvenceli yapılması amacına hizmet eder. 3) **Kanun Yolu:** Dava doğrudan Yargıtay'da açılsa da, bir kanun yolu (temyiz) yine de mevcuttur. Yargıtay dairesinin kararı Hukuk Genel Kurulu'nda temyiz edilmektedir. Dolayısıyla, iki dereceli yargılanma hakkı, istinaf atlanarak da olsa, temyiz yoluyla sağlanmış olmaktadır. Bu nedenlerle düzenleme, meşru bir amaca hizmet eden, kanuni ve denetime açık bir özel yargılama usulü olarak kabul edilmektedir.