Yargıtay onama ilamlarının, karardan etkilenen sanığa veya müdafiine tebliğ edilmemesi uygulamasını, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı (AİHS m. 34, Anayasa m. 148) açısından kritik bir şekilde değerlendiriniz. Bu uygulamanın, 30 günlük başvuru süresinin başlaması ve hakkın etkin kullanımı üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #142222

Yargıtay onama ilamlarının tebliğ edilmemesi uygulaması, Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) bireysel başvuru hakkının etkin kullanımını ciddi şekilde zedeleyen bir durumdur. 6216 sayılı Kanun'a göre, AYM'ye bireysel başvuru süresi, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 30 gündür. Yargıtay onama kararı ile iç hukuk yolları tükenmiş olur. Ancak kararın gerekçesinin sanığa veya müdafiine tebliğ edilmemesi şu sorunları doğurur: 1) **Sürenin Başlangıcındaki Belirsizlik:** Sanık veya müdafii, kararın onandığını ne zaman 'öğrenmiş' sayılacaktır? UYAP'tan tesadüfen görmesiyle mi, yoksa infaz için yakalandığında mı? Bu belirsizlik, 30 günlük kesin sürenin kaçırılması riskini doğurur. 2) **Hakkın Etkin Kullanılamaması:** Bireysel başvuru, Yargıtay kararının gerekçesindeki hukuka aykırılıklara ve hak ihlallerine dayanır. Sanık, gerekçeli kararı görmeden, hangi temel hakkının nasıl ihlal edildiğini somut ve gerekçeli bir şekilde AYM'ye sunamaz. Kararın tebliğ edilmemesi, başvurunun içeriğinin boş kalmasına ve 'açıkça dayanaktan yoksunluk' nedeniyle kabul edilemez bulunmasına yol açabilir. Metinde belirtildiği gibi, murafaalı (duruşmalı) incelemelerde sonucun tefhim edilmesiyle süre başlarken, gerekçeli kararın çok sonra yazılması da benzer bir sorundur. Hak arama hürriyetinin tam olarak kullanılabilmesi için, kanun yolu sonucunu içeren gerekçeli kararın ilgilisine usulüne uygun tebliği ve 30 günlük sürenin bu tebliğden itibaren başlaması, adil yargılanma hakkının ve etkin başvuru hakkının bir gereğidir.