Kamu görevlisi olan bir dekanın, emrindeki bir öğretim üyesine yönelik eylemlerinin 'mobbing' teşkil ettiği iddiasıyla açılan bir manevi tazminat davasında, davanın kime karşı açılması gerekir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/110 E. sayılı kararında ele alınan 'hizmet kusuru' ve 'kişisel kusur' ayrımını, Anayasa m. 129/5 ve 657 s. DMK m. 13 çerçevesinde analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #142177

Bu sorunun cevabı, dekanın eylemlerinin 'hizmet kusuru' mu yoksa 'hizmetten ayrılabilen kişisel kusur' mu olduğunun tespitine bağlıdır. Anayasa m. 129/5 ve DMK m. 13'e göre, memurların görevlerini yerine getirirken işledikleri kusurlardan doğan zararlar için açılacak tazminat davaları, ancak idareye (ilgili kamu kurumuna, örneğin üniversiteye) karşı açılabilir. Bu 'hizmet kusuru'dur. Ancak Yargıtay HGK'nın 2014/110 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, eğer kamu görevlisinin eylemi, görevin sınırlarını aşan, kast veya ağır kusura dayanan, kişisel kin, garez gibi nedenlerle işlenmiş ve görevle olan illiyet bağı kesilmişse, bu 'kişisel kusur' sayılır ve dava doğrudan kamu görevlisine karşı adli yargıda açılabilir. Mobbing, doğası gereği genellikle sistematik, kasıtlı ve kişiyi hedef alan bir eylem olduğu için kişisel kusur niteliği ağır basar. Yargıtay kararında, dekanın yöneticilik sıfatını kötüye kullanarak davacının kişilik haklarını zedelediği iddiasının hizmet kusuru kapsamında değerlendirilmesi ve davanın idareye yöneltilmesi gerektiği yönündeki Özel Daire bozmasına karşı yerel mahkemenin direnmesi, uyuşmazlığın temelini oluşturmuştur. HGK, bu tür eylemlerin kişisel kusur oluşturabileceğini ve davanın doğrudan kamu görevlisine açılabileceğini kabul ederek direnme kararını onamıştır. Dolayısıyla, mobbingin somut olguları, eylemin görevden ayrılabilir kişisel bir husumet içerip içermediğini belirlemede kritik rol oynar.