Anayasa Mahkemesi, TMK'nın 407. maddesinin birinci fıkrasını iptal ettikten sonra, aynı maddenin ikinci fıkrası ile TMK'nın 471. maddesini neden ayrıca Anayasa'ya aykırılık yönünden incelemeyip doğrudan iptal etmiştir? Bu durum hangi yasal ilkeye dayanmaktadır?
Anayasa Mahkemesi, TMK m. 407'nin birinci fıkrasını (bir yıl ve üzeri hapis cezası alanların kısıtlanacağı hükmünü) iptal etmiştir. Bu fıkra, kısıtlama halinin temelini oluşturmaktadır. TMK m. 407'nin ikinci fıkrası, bu kısıtlamanın uygulanmasına yönelik bir usul hükmü olup 'cezayı yerine getirmekle görevli makamın, vasi atanmak üzere vesayet makamına bildirimde bulunma yükümlülüğünü' düzenlemektedir. TMK m. 471 ise 'özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayetin, hapis hâlinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağını' düzenlemektedir. Ana kural olan TMK m. 407/1 iptal edildiğinde, bu kurala bağlı olan ve onun uygulanmasını sağlayan ikinci fıkra ile bu kısıtlılık halinin sona ermesini düzenleyen 471. maddenin uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu durum, 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında düzenlenen 'iptalin diğer kurallara etkisi' ilkesine dayanmaktadır. Bu fıkraya göre, bir kanun hükmünün iptali, diğer hükümlerin uygulanmasını imkânsız kılıyorsa, bu hükümler de Anayasa Mahkemesince iptal edilebilir. Bu nedenle Mahkeme, uygulama kabiliyeti kalmayan bu iki hükmü ayrıca Anayasa'ya uygunluk denetimine tabi tutmadan, ana kuralın iptaline bağlı olarak iptal etmiştir. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/hukumluye-vasi-atanmasi/)