AİHM'in Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ve Yasak/Türkiye kararları, FETÖ/PDY üyeliği yargılamalarında AİHS m.7 (kanunilik ilkesi) açısından nasıl bir farklılaşma ortaya koymaktadır? Mahkemenin iki karar arasındaki temel ayrım noktası ne olmuştur?
İki karar arasındaki temel ayrım noktası, mahkumiyetin dayandığı delillerin niteliği ve mahkemenin bu delillere dayanarak yaptığı yorumun 'öngörülebilir' olup olmadığıdır. Yüksel Yalçınkaya kararında AİHM, tek başına ByLock kullanımının otomatik olarak terör örgütü üyeliği suçunu oluşturacak şekilde yorumlanmasını, suçun manevi unsuru (kast) bireyselleştirilmeden yapılan bu varsayımsal kabulü, genişletici ve öngörülemez bularak AİHS m.7'nin ihlal edildiğine karar vermiştir. Yasak/Türkiye kararında ise, mahkumiyetin sadece tek bir delile değil, tanık beyanları ve HTS kayıtları gibi 'geniş bir delil yelpazesine' dayandığını tespit etmiştir. AİHM, bu delillere dayanarak, örgütün gizli yapılanması içinde üst düzeyde yer alan başvurucunun fiillerinin örgüt üyeliği suçunu oluşturduğu yönündeki ulusal mahkeme değerlendirmesinin 'genişletici olmadığını' ve 'makul olarak öngörülebilir' olduğunu kabul ederek AİHS m.7'nin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Temel fark, 'otomatik suçlama'ya karşı 'bireyselleştirilmiş ve çeşitli delillere dayalı' bir mahkumiyet kararı olmasıdır.